2026-03-15

EY İNSAN!

Bi­lir­si­niz bir can­lı ve­fat et­ti­ğin­de ruh ce­set­ten ay­rıl­mış ve or­ta­da sa­de­ce et par­ça­sı kal­mış­tır. O da do­ğa ko­şul­la­rı i­çin­de ko­kar ve bir sü­re son­ra ra­hat­sız­lık ve­rir et­ra­fı­na. Çün­kü ce­se­de ha­re­ket ve­ren ruh­tur. Ru­hun ce­set­ten ay­rıl­ma­sı i­le de ce­se­din gö­re­vi ta­mam­lan­mış o­lur.

Bu tab­lo­yu gü­nü­müz­de salt i­ba­det o­la­rak lan­se e­dil­en nü­sük­la­ra da ben­ze­ti­yo­rum ço­ğu za­man. Si­nir­le­ri a­lın­mış, i­çi bo­şal­tıl­mış ve her bi­ri ku­ru ri­tü­el ha­li­ni a­lan; a­ma bu­na rağ­men bir borç e­da­sı i­le or­ta­ya koy­du­ğu­muz şe­kil­sel ha­re­ket­ler­den bah­se­di­yo­rum. Ru­hu a­lın­mış ol­du­ğu i­çin de ce­sed bir i­şe ya­ra­mı­yor.

Hay­di buy­run te­fek­kür sof­ra­sı­na!

“La i­la­he il­lal­lah!” i­le baş­la­ya­rak İs­lâm’ın yü­rek­le­re “i­man” to­hu­mu­nu at­tı­ğı bu ilk sö­zün biz­de­ki yan­sı­ma­sıy­la dol­du­ra­lım zi­hin tor­ba­la­rı­mı­zı. E­vet bu ilk söz, o za­ma­na de­ğin A­rap­la­rın duy­du­ğu en sert, en öf­ke u­yan­dı­ran söz­ler­den bi­riy­di. Öy­le ki bu sö­ze şid­det­le kar­şı çı­kan­lar­la yi­ne ay­nı şid­det­le sa­vu­nan­lar; bir­kaç kez, üs­te­lik bir­bi­ri­ni yer­yü­zün­den si­le­cek bir hınç­la sa­va­şa tu­tuş­tu ve bin­ler­ce in­san öl­dü her i­ki ta­raf­tan da.

A­ma bu­gün tu­haf bir şey var dik­ka­ti­mi çe­ken! “La i­la­he il­lal­lah” sö­zü ar­tık kim­se­yi öf­ke­len­dir­mi­yor, kim­se bu sö­ze kız­mı­yor. Hat­ta o­nu du­yan her­kes ya te­bes­süm e­di­yor ya da bi­linç­li bi­linç­siz bir ref­leks gös­te­ri­yor! Pe­ki ne­den böy­le! Bir ta­raf­ta bir söz i­çin bir­bi­ri­ni öl­dü­ren bin­ler­ce in­san, ö­bür ta­raf­ta ar­tık salt bir ref­leks ha­li­ne ge­len bir söz! Bu söz­cük an­la­mı­mı yi­tir­di yok­sa top­lum­sal ko­şul­lar mı de­ğiş­ti? Kim­bi­lir bel­ki de sö­zün ma­na­sı tam an­la­mıy­la top­lu­ma ha­kim ol­du da on­dan mı kim­se öf­ke­len­mi­yor?

On­dan mı der­si­niz? Bu so­ru­la­rın siz­de­ki kar­şı­lı­ğı­nı bil­mi­yo­rum a­ma ben­de­ki kar­şı­lı­ğı net. Ne top­lum­sal ko­şul­lar de­ğiş­ti ne de de­ğiş­me­si ge­re­ken­ler top­lu­ma ha­kim ol­du. “Bu söz tah­rif e­dil­di!” “An­la­mı çar­pı­tıl­dı!” Çün­kü sö­zün söy­len­me­si­ne ne­den o­lan top­lum­sal ko­şul­lar ha­len mev­cut, hem de o gün­ler­den da­ha şid­det­li bir a­da­let­siz­lik, da­ha ge­niş bir kap­sa­ma a­la­nı i­çin­de!

Na­sıl mı? A­de­ta dün­ya dü­ze­ni­ni sar­san, in­san a­dı­na tüm kut­sal­la­rı yer­le bir e­den bu söz­cük; şu an öy­le ruh­suz, öy­le ya­lın ve öy­le ba­sit an­la­tı­lı­yor ki in­san gay­ri ih­ti­ya­ri dü­şü­nü­yor… Ya­ni di­yor, bir söz­cük i­çin mi bin­ler­ce in­san bir­bi­ri­ni as­tı kes­ti? Bir söz i­çin mi hic­ret­ler, am­bar­go­lar, zu­lüm­ler, iş­ken­ce­ler ya­şan­dı? Ha­yır, ha­yır, mil­yar kez ha­yır ki; iş bu ka­dar ba­sit, bu ka­dar sı­ra­dan de­ğil­di! Çün­kü, “La i­la­he il­lal­lah” as­lın­da dün­ya­nın a­da­let­siz dü­ze­ni­ne a­tı­lan bir kı­vıl­cım, ye­ni bir ru­hun to­hu­mu, mev­cut sis­te­mi kö­kün­den sar­sa­cak bir dev­rim­di!

Çün­kü, “LA” di­yor­du i­man e­den­ler! “Ha­yır”, “yok­tur” … Ne yok­tur? Baş­ka i­lah yok­tur! Ya­ni i­man “in­kar” i­le baş­lı­yor­du! Pe­ki i­man id­di­a­sın­da bu­lu­nan­lar ne­yi in­kar e­di­yor, Al­lah’tan ö­te ne­yi red­de­di­yor­du? İ­lah­laş­tı­rı­lan her şe­ye, zul­me ve za­lim­le­re, a­da­let­siz­li­ğe, ye­tim­le­ri i­tip kak­ma­ya, in­san de­nen e­ma­ne­ti hor gör­me­ye, hak­sız ka­zan­ca, bir ka­bi­le­nin / ır­kın / gru­bun üs­tün­lü­ğü­ne, top­lum­sal var­lı­ğın e­şit bö­lün­me­me­si­ne, ırk­la­rın sa­va­şı­na ve bir ır­kın ken­di­si­ni üs­tün gö­rüp di­ğer ır­kı ez­me­ye ça­lış­ma­sı­na, fır­ka­laş­ma­ya,ay­rış­ma­ya, ö­te­ki­leş­tir­me­ye, mez­hep kav­ga­la­rı­na, Al­lah’ın ni­met­le­ri tüm in­san­lar i­çen ve her­ke­se ye­te­cek ka­dar­ken top­rak i­çin/ni­met­ler i­çin sa­va­şa­na, her şe­ye sa­hip ol­mak is­te­ye­ne “LA” ya­ni “o­la­maz”, “ha­yır” de­mi­yor muy­du?

Tüm bun­lar bir söy­lem miy­di sa­de­ce, yok­sa ha­ya­tın her a­la­nı­na ya­yıl­ma­sı ge­re­ken bir ey­lem, il­mek il­mek iş­len­me­si ge­re­ken bir ya­şam bi­çi­mi miy­di? Ne ol­du da bu­gün bu ke­li­me­nin an­la­mı bu ka­dar sı­ra­dan­laş­tı? Ne­fis­ler mi i­lah­laş­tı­rıl­dı yok­sa et­ra­fı­mız­da­ki çel­di­ri­ci­ler, muk­te­dir­ler, güç sa­hip­le­ri mi i­lah­laş­tı? Kim­bi­lir bel­ki de i­zin mi ve­ril­me­di “LA”yı ha­ya­ta iş­le­me­mi­ze?

Sor­du­ğum so­ru­la­rın hep­si­nin te­me­lin­de tek bir ce­vap var as­lın­da; bi­zim i­ma­nı­mız bir “se­çim” de­ğil kül­tür. A­i­le ve­ya i­çi­ne do­ğu­ğu­muz top­lum­sal da­yat­ma­nın kül­tü­rü. Bu yüz­den de ke­li­me­nin an­la­mın­dan, öngör­dü­ğü ya­şam bi­çi­min­den zi­ya­de söy­lem ye­ti­yor san­dık. Söy­lem ey­le­me dö­nüş­me­di­ği, gırt­lak­tan kal­be in­me­di­ği i­çin de ab­dest­le gö­nül ha­vu­zu­mu­za a­kıt­tı­ğı­mız su sa­de­ce u­zuv­la­rı­mı­zi te­miz­le­di.

Rab­bi­mi­zin “me­ka­nım­dır” de­di­ği kalp­le­ri­mi­zde­ki kin, öf­ke, nef­ret, hırs, dün­ya sev­gi­si, buğ­zu baş­ka tür­lü a­çık­la­ya­cak bir il­me sa­hip o­lan kim­se var mı? Al­lah aş­kı­na -baş­ta ken­di nef­sim- dö­nüp ha­li­mi­ze ba­ka­lım! Nef­si­miz a­dı­na hiç­bir şe­yi fe­da et­mi­yor­ken; pa­ra­mız, pu­lu­muz, a­ra­ba­mız, top­ra­ğı­mız, e­vi­miz, bar­kı­mız, sev­gi­li­miz, i­şi­miz ha­la en say­gın “pu­tu­muz” i­ken biz ne­ye “LA” di­yo­ruz?

Ki­mi­miz ken­di el­le­ri­miz­le yon­tu­ğu­muz “bah­çe­le­re, sa­ray­la­ra, köşk­le­re”; ki­mi­miz ken­di el­le­ri­miz­le yon­tu­ğu­muz “ik­ti­da­ra, dev­le­te”; ki­mi­miz ken­di el­le­ri­miz­le yon­tu­ğu­muz (e­din­di­ği­miz) “bil­gi­ye”; ki­mi­miz ken­di el­le­ri­miz­le yon­tu­ğu­muz “par­ti­le­re, ör­güt­le­re, ce­ma­at­le­re”; ki­mi­miz ken­di el­le­ri­miz­le yon­tu­ğu­muz “ka­ri­ye­re ve kon­fo­ra”; ki­mi­miz ken­di el­le­ri­miz­le yon­tu­ğu­muz “e­ser­le­re” tap­mı­yor mu?

A­ma di­li­miz­de ruh­suz bir ke­li­me i­le hay­kı­rı­yo­ruz! La i­la­he İl­lal­lah! Al­lah’tan baş­ka i­lah yok­tur! Siz­ce biz bu tab­lo­ya rağ­men i­man et­tik mi?

O­ysa, en bü­yük e­şit­le­yi­ci il­ke o­la­rak ö­lüm, her da­im bi­ze, ken­di el­le­ri­mi­zle yon­tuk­la­rı­mı­za tap­ma­ma­mız ge­rek­ti­ği­ni gör­me­yen göz­le­re gös­te­rir du­rur. Çün­kü me­za­ra bun­la­rın hiç bi­ri­si­ni gö­tü­re­me­yiz. Bi­la­kis ken­di el­le­ri­mi­zle yon­tu­ğu­muz me­za­rın i­çi­ne ko­nu­lu­ruz. Ve o­ra­da bir ses şöy­le der: Yâ Sin! (Ey İn­san!) Ha­ya­tın ken­di el­le­rin­le yon­tuk­la­rı­na tap­mak­la geç­ti. Ve şim­di on­la­rın hiç­bi­ri­si­ni ya­nın­da ge­ti­re­me­din. Ne­re­de yon­tuk­la­rın? Sa­na de­me­dim mi e­li­ne ge­çen­le (yon­tu­ğun­la) şı­mar­ma, e­li­ne geç­me­ye­ne (yon­ta­ma­dı­ğın­la) ü­zül­me di­ye? Bu­gün yon­tuk­la­rı­nın se­ni kur­ta­ra­ma­ya­ca­ğı, yon­tmak is­te­yip de yon­ta­ma­dık­la­rı­nın da sa­na hiç­bir fay­da ver­me­ye­ce­ği gün­dür!

So­nuç mu? İ­na­nın ki; ne­ye La! (ha­yır!) di­ye­mi­yor­sa­nız i­la­hı­nız o’dur!

Bi­li­yo­rum! Al­lah'tan baş­ka i­lah de­yin­ce din(i)­dar­la­rın ak­ıl­la­rı­na sa­de­ce put­lar/hey­kel­ler ge­li­yor. A­ma şeyh­le­ri­nin, i­mam­la­rı­nın, li­der­le­ri­nin her de­di­ği­ni “din ka­bul e­den­le­re” bu­nu na­sıl an­la­ta­ca­ğız, iş­te o­nu bil­mi­yo­rum. Bil­mi­yor­lar ve an­la­mak da is­te­mi­yor­lar! Hz. Pey­gam­ber(sav)­’in gö­rü­nen put­la­rı yık­ma­sı sa­de­ce bir sa­a­ti­ni al­dı. Ka­fa­lar­da­ki put­la­rı yık­ma­sı i­se tam 23 se­ne!

Hay­di hep bir­lik­te ye­ni­den i­çi­mi­ze dö­ne­lim! Hz. Pey­gam­ber (sav) Al­lah'ın el­çi­si sı­fa­tı i­le ne­yi teb­liğ e­di­yor­du? Al­lah'tan baş­ka tüm i­lah­la­ra “LA” de­me­yi! Pe­ki Rab­bi­miz, siz­ce yu­kar­da ver­di­ğim ör­nek­le­ri he­sa­ba ka­ta­rak bak­tı­ğı­mız­da ha­ya­tı­mız­da­ki i­lah enf­las­yo­nun­da ka­çın­cı sı­ra­da? Pe­ki Hz. Pey­gam­ber (sav) ne­yi sa­vu­nu­yor­du? A­da­le­ti, mer­ha­me­ti, rah­me­ti, kar­deş­li­ği, şef­ka­ti, em­pa­ti­yi, ku­cak­laş­ma­yı? Al­lah aş­kı­na bun­lar­dan han­gi­si ken­di dı­şı­mız­da bir baş­ka­sı­na gös­ter­di­ği­miz dav­ra­nış­la­rı­mız­da sa­mi­mi­yet­le mev­cut?

Pe­ki mülk sa­de­ce Al­lah'ın i­ken, na­sıl o­lu­yor da yer­yü­zün­de 1,5 mil­yar in­san aç? Mülk sa­de­ce Al­lah'ın i­ken na­sıl o­lu­yor da sa­de­ce bir pet­rol mil­yar­de­ri A­rab’ın ser­ve­ti i­le ko­ca bir ül­ke aç­lık­tan kur­tu­la­bi­li­yor? Mülk sa­de­ce Al­lah'ın i­ken na­sıl o­lu­yor da yer­yü­zü­nün tüm ser­vet ve ni­me­ti­ne sa­de­ce 61 a­i­le hük­me­de­bi­li­yor? Mülk sa­de­ce Al­lah’ın i­ken na­sıl o­lu­yor da se­kiz ki­şi­nin mal var­lı­ğı dün­ya­nın tüm in­san­la­rı­nın ya­rı­sı­nın mal var­lı­ğı­na e­şit o­lu­yor?

İ­man et­ti­ği­miz din kö­le­le­rin, yok­sul­la­rın, düş­kün­le­rin, borç­lu­la­rın, i­til­miş­le­rin çığ­lı­ğı o­la­rak çık­ma­mış mıy­dı? Al­lah'ın bir ök­sü­zün, bir ye­ti­min vic­da­nın­dan dün­ya­ya “son” hay­kı­rı­şı de­ğil miy­di? Ne­ye kı­yam et­miş­ti? Zul­me, ırk­çı­lı­ğa, tuğ­ya­na (bö­bür­le­nip ki­bir­len­me), hak­sız­lı­ğa, e­zil­miş­li­ğe, sö­mü­rü­ye, he­ge­mon­ya­ya! Biz han­gi­si i­çin kı­yam e­de­bil­dik? Kö­le­lik i­çin mi? Bu­gün ban­ka­la­rın ve muk­te­dir­le­rin kö­le­si ol­ma­yan kaç ki­şi ta­nı­yor­su­nuz?

Ne­ye is­yan et­miş­ti? Lat, Me­nat ve Uz­za'ya... Ya­ni gü­ce, pa­ra­nın kul­lu­ğu­na ve he­ga­mon­ya­ya! Han­gi­si yok ha­ya­tı­mız­da? İlk ic­ra­at­la­rın­dan bi­ri kız ço­cuk­la­rı­nın di­ri di­ri top­ra­ğa gö­mül­me­si­ni ön­le­mek de­ğil miy­di? Pe­ki bu­gün kız ço­cuk­la­rı­nın han­gi me­zar­lık­la­ra na­sıl gö­mül­dü­ğü­nü gör­dü­ğü­müz hal­de ne­den gı­kı­mız çık­mı­yor?

Ve­fat e­der­ken ne­yi var­dı? Hiç­bir şe­yi. Öy­le ki Hz. A­i­şe (r.a) O'nun tı­ka ba­sa doy­du­ğu bir gü­nü a­nım­sa­mı­yo­rum di­yor­du ta çağ­lar ö­te­sin­den! Bu­gün o gü­zi­de in­sa­nın hır­ka­sı­nı gi­yen­le­rin, O'nun kür­sü­sün­den hay­kı­ran­la­rın ser­ve­ti­ni sa­ya­bi­le­cek ka­dar ma­te­ma­tik bil­gi­niz var mı? Ki­me “biz­den de­ğil­si­niz” di­yor­du? Al­da­ta­na, kom­şu­su aç i­ken tok ya­ta­na, fit­ne­ye ça­nak tu­tan­la­ra, zul­me ses­siz ka­lan­la­ra... Var mı bu­nun i­çin tur­nu­sol ce­sa­re­ti­niz?

Bi­ze ne e­ma­net et­ti? Rah­man'ın ke­la­mı­nı! Ko­ru&duk mu? Hem de na­sıl de­ğil mi? O­nun e­ma­ne­ti­ne öy­le bir sa­hip çık­tık ki mus­ha­fı ba­şı­mı­zın üs­tün­de ta­şı­dık a­ma me­saj­la­rı ve hü­küm­le­ri a­yak­la­rı­mı­zın al­tın­da! De­vam e­de­yim mi? Ben­ce ye­ter­li... “La i­la­he il­lal­lah” ne­den bu ka­dar ruh­suz­laş­tı an­la­dık mı?

Baş­ta ken­di nef­sim, ye­ni­den so­ra­lım ken­di­mi­ze… Biz ger­çek­ten İ­man et­tik mi? Pe­ki ne­den din­dar­lı­ğı­mı­zın di­ni bo­yu­tu ek­sik? Ne­den söy­lem­le­ri­miz ey­lem­le­ri­mi­zi ya­lan­lı­yor? Ne­den o­nun en ö­nem­li sı­fa­tı "e­min" i­ken, bi­zim a­i­le ef­ra­dı­mız da­hi "e­min" de­ğil? Biz bu­gün ay­nı ki­ta­bi kı­la­vuz e­din­miş bir a­vuç sa­ha­bi­nin dün­ya­ya mey­dan o­ku­ma­sı­na rağ­men ne­den gad­re uğ­ra­dık? Bu din zul­mü, hak­sız­lı­ğı, a­da­let­siz­li­ği, e­şit­siz­li­ği sil­mek i­çin gel­miş­ken bu­gün İs­lam id­di­a­sı i­çin­de­ki 63 coğ­raf­ya­da bu kav­ram­lar zir­ve­de?

Ak­le­de­bi­len­le­re se­lam ol­sun!