KRİPTO İLİŞKİLER
10 dk okuma
Vaktiyle Bursa’da bir Müslüman, eski adı “Yahudilik Yolağzı”, bugünkü adı “Arap Şükrü” olan muhitte çeşme yaptırmış ve başına bir kitabe eklemiş: “Her kula helâl, Müslüman’a haram!” Bursa başkent, tabii Osmanlı karışmış, bu nasıl fitnedir diye! Gitmişler kadıya şikâyete, adam yakalanıp yaka-paça huzûra getirilmiş. Kadı; “Bu nasıl fitnedir, dîni İslâm, ahâlisi Müslüman olan koca devlette sen kalk, çeşme yap, ama suyunu Müslüman’a yasakla!” diye çıkışmış.
Adam, bir tek Sultan’a konuşacağını söyleyince huzura çıkarılmış. Sultan sinirlenmiş ama merak da etmiş. Adamın teklifi üzerine önce bir haham, sonra bir papaz hiçbir gerekçe gösterilmeden tutuklanmış. Azınlıklar bir olmuş, elçiler gelmiş, mektuplar yazılmış; "Din adamımız masumdur, kefiliz" diye feryat figan her yeri sarmış. Haftası dolunca bırakılmışlar, Sultan’a şükran ve hediye yağmış.
Sıra Müslüman alime gelmiş. Bursa’nın en sevilen âlimini, Ulu Câmi imamını Cuma hutbesinin ortasında yaka-paça götürmüşler. Ama bir Allah’ın kulu çıkıp da, “ne oluyor?” dememiş. Bir hafta geçmiş, halk halinden memnun, başlamış bir dedikodu: “Biz de onu adam bilmiştik”, “Kim bilir ne halt etti!”, “Acırım arkasında kıldığım namazlara!”... Padişah ve adam olup bitenleri izlemiş.
Sonunda adam başı önünde konuşmuş: “Ey büyük Sultânım, siz irade buyurunuz lütfen, böyle Müslümanlara su helâl edilir mi?..” Sultan acı acı tebessüm etmiş: “Hava bile haram, hava bile!” Hal ve ahvalimizi resmeden bundan iyi bir anlatı olamazdı.
Gözle görülenin derdiyle kıvranıyor, “vaad edilenin” değil, “peşin olanın” peşinde ömür tüketiyoruz. Oysa ki kalp denen yer, niyetin anavatanıdır ve insanı dışındaki değil içindeki kirletiyor. Kirli bir mekândan temiz bir tohum nasıl çıkmaz ise; kirli bir kalpten de temiz niyet çıkmaz iken istediğimiz kadar maddi necasetten uzak duralım; manevi necaset ile zihnimiz, ruhumuz ve fikrimiz bu kadar kirli iken felaha ermemiz sadece ütopya olacaktır.
Gücün hakta değil, hakkın güçte olduğunu öne çıkararak; tv dizileriyle, toplumun mahremini gözler önüne seren programlarla insanları sahip olduklarının kölesi kılarak sadece otuz kırk yıl içinde toplumun tüm manevi dinamiklerini rafa kaldırırsanız; pek tabi ki herkes yorulmadan kısa yoldan zengin olma hayalleri kuracak, “kripto ilişkiler” bir yaşam tarzı haline gelecektir. Zira manevi eğitimsizliklerin bedeli toplumlara her zaman kargaşa ve gözyaşı olarak ödetilmiştir.
Kendi nefsim adına yaklaşık yarım asra merdiven dayayan bu ömürden üç şey öğrendim: İlki niyet. Çünkü niyet temiz olunca kalemin ve kaderin sahibi yüreğinizdeki samimiyetten tutup sizi kaldırıyor. Ama gaye muhatabını salt çıkarları için kullanmaksa, o muhteşem kudret sizi tepetaklak etmek için mutlaka bir sebep yaratıyor.
İkincisi akıbet. Yediğiniz bir hak, aldığınız bir ah ömrünüze bulaşıyor ve ilahi kodlama “kırdığın yerden kırılacaksın” hükmünce sizi aynen oradan kırıyor. Simsiyah bir gecede simsiyah bir kaya üzerindeki simsiyah bir karıncanın ayak sesini duyan kudret, o karıncanın akıttığı iki damla yaş hatırına nice padişahı yerle yeksan edebiliyor.
Üçüncüsü haddini bilme. Kaderin ve kalemin sahibine “yapmam, asla” diye meydan okuduğunuz ne varsa, o kudret bu küstahlığın bedelini canınızı yaka yaka öğretiyor. Aciz olduğunuzun, burnunuzdan girecek topal bir sivrisinek kadar kudretiniz olmadığının farkına varın.
Vücudu temiz ama diliyle gıybetin dibine vuran; kalplerindeki nefretin necaseti içinde kaybolmuş, ruhu cünüp ama sözüm ona abdestli dolaşanların verdikleri ahlak derslerine bayılıyorum. Kalbi sevgi ve merhametten nasiplenmemiş her insan bir bedevidir. Kendi yumurtasını pişirmek için dünyayı yakabilen, çıkarlarıyla çatışınca muhatabını iki saniyede harcayan herkes bu kervandadır.
Zira en büyük eşitleyici olan ölüm, onları toprağın üstünde iken yan yana gelmek dahi istemediği ama arkasından gönlünce dil uzattığı insanlarla toprağın bağrında eşit hale getirecek. Kendi adıma iman ediyorum ki; benim o insanlarla kendi nefsimin hesabı çok ama çok çetin olacak!