KAVURMA ŞENLİĞİ
Yazılı Makale

KAVURMA ŞENLİĞİ

10 dk okuma

Ma­lum Kur­ban Bay­ra­mı ve bay­ram­la bir­lik­te özel­lik­le son yıl­lar­da yo­ğun­la­şan ma­na­sız bir “kur­ban” tar­tı­şma­sı; “Din­de kur­ban kes­mek var mıy­dır, yok mu­dur?” Top­lum -hep ol­du­ğu gi­bi- iki­ye ay­rı­lı­yor bu tar­tı­şmay­la. Bir ta­raf­ta mut­la­ka bir hay­van ke­sil­me­si ge­rek­ti­ği­ni sa­vu­nan­lar, di­ğer ta­raf­ta ise bu­nun bir hay­van kat­li­a­mı ol­du­ğu­nu id­di­a eden­ler. Ama işin il­ginç ta­ra­fı, her iki ta­raf da “kur­ban”ın ru­hun­dan ve on­da­ki top­lum­sal içe­rik­ten bi­ha­ber.

Oy­sa Ki­tab-ül Mü­bin “Kur­ban­la­rı­nız­ın et­le­ri ve kan­la­rı Al­lah’a ulaş­maz. Sa­de­ce tak­va­nız ulaş­ır (Hacc 37)” şek­lin­de uya­rı­yor. Ya­ni Rab­bi­miz, “Ben siz­den iyi­lik, doğ­ru­luk, dü­rüst­lük, kar­deş­lik, mer­ha­met, sev­gi, bun­la­rı bek­li­yo­rum; kar­z-ı ha­sen (kar­şı­lık­sız Al­lah’a borç ver­me), sa­lât, ze­kât, ih­ti­yaç faz­la­sı­nı ver­me, yar­dım­laş­ma, bir­bi­ri­ni­ze ken­di­ni­zi fe­da et­me, yok­sul­la­rı gö­zet­me, za­yı­fın elin­den tut­ma, düş­mü­şü kal­dır­ma, bun­la­rı bek­li­yo­rum, tak­va bu­dur. “di­yor.

Şim­di bu ayet­ten ha­re­ket­le top­lu­mun sü­re­ge­len al­gı­sı­nı ve “tak­va­sız” di­diş­me­le­ri­ni bir ta­ra­fa bı­ra­kıp kur­ba­nın as­lın­da ne ol­du­ğu­nu an­la­ma­ya ça­lı­şa­lım; Ki­tab-ül Mü­bin’e bak­tı­ğınız­da kur­ban kav­ra­mı­nın as­lın­da kur­bi­yet ya­ni ya­kın­laş­ma, ya­kın­lık duy­ma, O’nun rı­za­sı­nı ka­zan­ma ol­du­ğu­nu gö­rü­rüz. Baş­ka bir de­yiş­le “adan­mış­lık ha­li, Al­lah rı­za­sı uğ­ru­na fe­da­kar­lık­ta bu­lun­ma, Al­lah ile ara­sın­da­ki me­sa­fe­yi ka­pat­ma­ya ça­lış­ma ça­ba­sı” da di­ye­bi­li­riz. Ta­bi ki ara­mız­da “ken­di­ne ya­ban­cı­la­şan ki­şi­nin ken­di­ne ya­kın­laş­ma­sı” ta­ri­fi­ni ya­pa­cak kar­deş­le­ri­miz de çı­ka­cak­tır.

Yi­ne de her yıl ola­ğan ha­le ge­len bir man­za­ra çar­par gö­ze. Ku­ru­lan pa­zar­lar­dan bir kur­ban­lık se­çi­lir. Bay­ram sa­ba­hı ke­si­lir ve­ya kes­ti­ri­lir. Son­ra et­ler alın­ır da­ğı­tıl­ır ve bir et ye­me şen­li­ği baş­lar. Te­le­viz­yon­lar­da kur­ban­lık ye­ri­ne ken­di­ni doğ­ra­yan­lar, ka­sap­la­rın elin­den ka­çan hay­van­la­rın gö­rün­tü­le­ri, acil ser­vis­ler­den yük­se­len fer­yat­lar­la iz­le­nir. Baş­ka bi­ri çı­kar, yo­ğun et tü­ke­ti­mi­nin za­rar­la­rı­nu an­la­tır; bir di­ğe­ri ko­les­te­rol ve tan­si­yon ikaz­ı ya­par; bir baş­ka­sı et­in ya­nın­da ye­şil­lik de tü­ke­til­me­si ge­rek­ti­ğin­den dem vu­rur.

En ni­ha­ye­tin­de de çı­kar bir din ada­mı “bay­ram, ka­vur­ma şen­li­ği­ne dön­dü” di­ye şi­ka­yet eder, “ga­rip­ler­le kur­ban et­le­ri­mi­zi pay­laş­ma­lı­yız” di­ye de uya­rır. Bu zat-ı mu­hte­re­me ben de ka­tı­la­rak di­yo­rum ki; ye­tim, yok­sul, düş­kün, ga­rip, kim­se­siz­le­rin hak­kı gö­ze­til­me­den bir ge­le­nek an­la­yı­şı ile ke­si­len kur­ban­lar, ab­dest­siz kı­lı­nan na­maz­lar gi­bi­dir! Ama kur­ba­nın asıl ma­na­sın­dan uzak bu ru­ha sa­hip olan­la­rın ki­mi­si için ar­tık yar­dım­laş­ma ve in­fak se­zo­nu­dur; ki­mi­si için­de ka­lıp­la­şan ge­le­ne­ği ye­ri­ne ge­tir­me te­la­şı­dır.

Pe­ki bu iş na­sıl ol­ma­lı­dır? Bu nok­ta­da din­sel ter­mi­no­lo­ji­ye gi­rip ka­fa­nı­zı ka­rış­tır­mak is­te­mi­yo­rum. Ama kur­ban me­se­le­si­nin hay­va­nın et­i ve ki­lo­su üze­rin­den tak­va ayar­la­rı çe­kip, bir de de­ri­si­ni ca­mi­ye ba­ğış­la­yıp, et­i­ni de ih­ti­yaç sa­hip­le­ri­ne ba­ğış­la­ya­rak vic­da­nı­mı­zı tes­kin kıl­mak­tan iba­ret ol­ma­dı­ğı­nu özel­lik­le be­lirt­mek zo­run­da­yım. Zi­ra sa­de­ce bel­li bir za­man di­li­mi­ne sığ­dı­ra­rak ne­ma­lan­ma­ya ça­lış­tı­ğı­mız pay­la­şım em­ri, yı­lın sa­de­ce üç dört gü­nü­ne öz­gü de­ğil, her anı­na öz­gü bir em­ir­dir. Sa­de­ce et­i de­ğil otu da, pa­ra­yı da, te­bes­sü­mü de kap­sa­yan, ge­niş bir pay­la­şım ağı var mün­te­si­bi ol­du­ğu­muz di­nin.

Ya­ni, ya­zık ki kur­ban ke­li­me­si de bir çok din­sel ri­tü­e­li­miz gi­bi ama­cın­dan sap­mış, si­nir­le­ri alın­mış, içe­ri­ği bo­şal­tıl­mış du­rum­da. Bu­nu in­fak ve­si­le­rin­den bi­ri kıl­mak ye­ri­ne in­fak em­ri­nin as­lıy­mış gi­bi su­na­rak, pay­la­şım kül­tü­rü­mü­zü dar­al­tıl­mış di­lim­le­re hap­se­dip Al­lah’a ya­kın­lık ve­si­le­si ola­bi­le­ce­ği­niz bu iba­de­tin as­lın­da bir uzak­lı­ğa se­bep ola­bi­le­ce­ği­nin far­kın­da de­ği­liz. Pe­ki ne yap­ma­lı­yız?

Bu so­ru­ya ya­nıt ver­me­den ön­ce bi­raz ge­ri­ye gi­de­lim. Özel­lik­le din­ler ta­ri­hi ir­de­len­di­ğin­de in­sa­noğ­lu­nun bin­ler­ce yıl­dır kor­tu­ğu, ürk­tü­ğü bir ta­kım do­ğa güç­le­ri kar­şı­sın­da ko­run­ma ama­ç­lı ola­rak ba­zı şe­y­le­ri­ni fe­da et­ti­ği­ni ve bu­na “kur­ban” de­di­ği­ni gö­rü­yo­ruz. Baş­lan­gıç­ta en sev­dik­le­ri­ni, za­man za­man ço­cuk­la­rı­nı kur­ban ola­rak adan(!) in­san, za­man­la bu­nu hay­van kes­me şek­li­ne dö­nüş­tür­müş­tür. Bu dö­nü­şüm Kur’an-ı Mü­bin’de de her­ke­sin bil­di­ği Hz. İb­ra­him (as) ve Hz. İs­ma­il (as)‘in yer al­dı­ğı sim­ge­sel bir an­la­tım­la ha­yat bu­lur. Oğ­lu­nu kur­ban et­mek üze­re iken ken­di­sin­den bir hay­van kur­ban et­me­si­nin ve­ya mi­to­lo­jik an­la­tı­mıy­la gök­ten koç in­di­ril­me­si­nin(!) hi­ka­ye­si bin yıl­lar­dır ne­sil­den ne­si­le ta­şın­mış ve ni­ha­ye­tin­de kur­ban den­di­ğin­de de ak­la ge­len ilk şey “hay­van kes­me” ola­rak be­lir­miş­tir.

Özel­lik­le ki­ta­bı­mız­da kur­ban ile hacc iba­de­ti­nin bir­lik­te anıl­ma­sı, Hacc dö­ne­min­de Ka­be’ye akın eden (ve ar­tık sa­yı­sı mil­yon­lar­la ifa­de edi­len) ha­cı aday­la­rı­nın be­sin ih­ti­ya­cı­nın kar­şı­lan­ma­sı için­dir. Ya­ni İs­la­mi bir ri­tü­el ol­ma­sı­nın kök­le­ri bu­ra­dan gel­mek­te­dir. Bu­ra­dan ha­re­ket­le de şu­nu be­lirt­mek ge­re­ki­yor ki, Kur’an-ı Mü­bin’de “kur­ban kes­me” di­ye bir iba­det yok­tur di­yen­ler ola­yı sap­tır­mak­ta­dır. Ki­ta­bı­mız­da kur­ban kes­mek var­dır ve bu ayet­ler­le sa­bit­tir. Ama kur­ban iba­de­ti­ni mut­lak hay­van kes­mek ola­rak an­la­tan­lar da ola­yı ama­cı­nın dı­şı­na çı­kar­mak­ta­dır.

Pe­ki han­gi­si doğ­ru? Şu­nu be­lirt­mek ge­re­kir ki, kur­ban iba­de­ti­nin te­me­li­nin ‘hay­van kes­mek­ten’ iba­ret ol­ma­sı­nın se­be­bi; hay­van­la­rın en bü­yük ve en önem­li ser­vet ola­rak iş gör­dü­ğü top­lum ve za­man di­lim­le­rin­de ha­yat bul­ma­sı­dır. Zi­ra din­ler ta­ri­hin­de de, İs­lam ta­ri­hin­de de top­lum­da en bü­yük ser­vet hay­van­dır. Hat­ta ta­rih ki­tap­la­rın­da al­tın, gü­müş gi­bi ser­vet un­su­ru ola­rak ad­de­di­len me­ta­nın el de­ğiş­tir­me­si­nin bi­le hay­van­lar­la ya­pıl­dı­ğı­nı gö­re­bi­li­yo­ruz.

Ya­ni hay­van­lar ti­ca­ri ve top­lum­sal ya­şam­da eko­no­mi­nin en bas­kın un­su­ru ola­rak yer al­mış­tır. Böy­le­si bir top­lum­sal ve ik­ti­sa­di man­za­ra için­de de in­san­la­rın en bü­yük mal var­lı­ğı olan hay­van­la­rın­dan bir kıs­mı­nı ke­se­rek yok­sul­la­ra da­ğıt­ma­sı, zen­gin ile yok­sul ara­sın­da­ki me­sa­fe­nin ka­pa­tıl­ma­sı ve özel­lik­le her iki ke­si­min be­sin­ce bir­bi­ri­ne yak­laş­ma­sı kur­ba­nın ger­çek ma­na­sı­nı yan­sıt­mak­tay­dı. Kur’an-ı Mü­bin’de­ki in­fak (pay­laş­ma) ile iman ara­sın­da­ki il­iş­ki­yi ir­de­le­di­ği­niz­de de an­lam da­ha be­lir­gin ha­le gel­mek­te­dir.

Tüm bu an­la­tım­la­rı alt al­ta top­la­dı­ğı­mız­da di­ye­bi­li­riz ki, kur­ban­ın as­lı in­fak­tır. Yok­sul ile zen­gin ara­sın­da­ki ge­lir far­kı­nı azalt­mak ve müm­kün mer­te­be or­ta­dan kal­dır­ma­yı amaç­la­mak­ta­dır. Her yıl üm­me­tin sün­ne­ti ola­rak kut­la­nan Kur­ban bay­ram­la­rı­nın da ana ga­ye­si, ara­da­ki bu me­sa­fe­yi ka­pat­mak­tır.

Şim­di bu tes­pit­ler­den yo­la çı­ka­rak ak­la ge­len so­ru­la­rı sı­ra­la­ya­lım… Kur­ban bay­ra­mın­da yok­sul ile zen­gin ara­sın­da­ki me­sa­fe ka­pa­tı­la­bi­li­yor mu? Top­lum­da­ki ge­lir da­ğı­lı­mın­da­ki uçu­rum­da boş­lu­ğa dü­şen­ler bu­na ne ka­dar fay­da sağ­lı­yor? En önem­li­si yok­sul­lar­la zen­gin­ler, alt­ta­ki­ler ile üst­te­ki­ler ya­kın­la­şa­bi­li­yor mu?

Bu nok­ta­da bak­tı­ğı­mız­da; kur­ba­nın, ya­ni Rab­be ya­kın­laş­ma­nın yol­la­rın­dan bi­ri ve ben­ce en önem­li­si olan in­fak et­me­nin ne­den zen­gin­ler üze­rin­de bir di­ni yü­küm­lü­lük ol­du­ğu­nu da­ha ba­riz bir şe­kil­de an­la­ya­bi­li­riz! Zi­ra ayet­le­re bak­tı­ğı­nız­da ya­kın­laş­mak­la em­ro­lu­nan ke­sim zen­gin ke­sim­dir. Ne­den?

Bu fik­ri­me ka­tıl­ma­ya­cak okur­la­rım ol­sa bi­le ben zen­gin­leş­me­nin mut­lak su­ret­le bir­i­le­ri­nin fa­kir­leş­me­si, sö­mü­rül­me­si, eme­ği­nin hiç edil­me­si üze­ri­ne bi­na edil­di­ği­ne in­a­nan bi­ri­yim. Bu du­rum da, en muh­te­şem ayet olan in­sa­na zulm edil­di­ği için Al­lah’tan uzak­laş­ma­yı be­ra­ber­in­de ge­ti­ri­yor. Çün­kü özel­lik­le in­iş sı­ra­sı­na bak­tı­ğı­nız­da ilk yir­mi üç sü­re ıs­rar­la eşit­len­me­yi hay­kı­rı­yor. Eşit pay­la­şım ol­ma­yın­ca da fıt­ri den­ge bo­zu­lu­yor ve Al­lah’ın bu dün­ya­da ku­rul­ma­sı­nı is­te­di­ği cen­ne­tin önü­ne set çe­ki­li­yor!

Bu du­rum­da zen­gin­ler, zen­gin­leş­mek su­re­tiy­le uzak­laş­tık­la­rı Al­lah’a ye­ni­den ya­kın­laş­mak adı­na her yıl kur­ban bay­ra­mın­da bir yıl­lık ser­vet­le­ri­ni sor­gu­la­mak ve or­ta­ya çı­kan çar­pık­lı­ğın gi­de­ril­me­si için de ça­ba­la­mak zo­run­da­dır. Bu­nun da salt hay­van ka­nı akıt­mak­la ol­ma­ya­ca­ğı san­ı­rım aşi­kâr. De­mek ki, kur­ban iba­de­tin­de asıl ama­cın hay­van kes­mek de­ğil Al­lah’a yak­laş­mak ol­du­ğu­nu söy­le­ye­bi­li­riz. Bu­gün­kü bas­kın de­ğer ise ar­tık bir ta­rım ve hay­van­cı­lık top­lu­mu ol­mak­tan çık­tı­ğı­mız için hay­van de­ğil, gün­cel eko­no­mik de­ğer­ler­dir.

Bu işi sa­de­ce hay­van ke­se­rek ka­pat­mak ise ken­di­ni kan­dır­mak­tır. Böy­le oku­ya­maz­sak, asıl ga­ye­si Rab­be ya­kın­laş­ma olan kur­ban iba­de­ti­ni ru­hun­dan ko­par­tıp si­nir­le­ri­ni al­mış olu­ruz ve her kur­ban bay­ra­mın­da ka­pan­ma­sı ge­re­ken yok­sul zen­gin ara­sın­da­ki ge­lir uçu­ru­mu çok da­ha bü­yür! Yok­sa ya­lı­lar­da köşk­ler­de, re­zi­dans­lar­da ve­ya sa­ray yav­ru­su ev­ler­de ko­nak­la­yıp yıl­da bir kez “bir hay­van alıp ke­sip ka­nı­nı akıt­tım” de­mek­le bu iba­det de ye­ri­ne gel­mez, asıl ga­ye­si olan Rab­be ya­kin ol­mak da müm­kün ol­maz.

Öy­ley­se di­ye­bi­li­riz ki, sim­ge­sel ola­rak kur­ba­nın ana ma­na­sı, Al­lah’a yak­laş­mak için, ye­ti­me, mis­ki­ne, yok­su­la, düş­kü­ne el uzat­mak; kim­se­siz­e 'kes' ol­mak­tır. Çün­kü Rabb'in rı­za­sı ku­lun rı­za­sın­da­dır. Çün­kü in­san in­sa­na ema­net edil­miş­tir.

Ayrı­ca ye­tim­den ka­sıt, ana­sız ba­ba­sız kim­se de­ğil­dir. Me­se­la yüz ta­ne ak­ra­ba­sı ol­du­ğu hal­de ban­ka­dan kre­di al­mak zo­run­da ka­lan her­kes ye­tim­dir. İş­te bu ve ben­ze­ri du­rum­la­rın or­ta­ya çık­ma­sı­na ne­den olan se­be­p­ler­le ve­ri­len mü­ca­de­le­ye "kur­ban iba­de­ti" di­yo­ruz. An­cak bu şe­kil­de Rab­bi­niz­le kur­bi­yet ku­rar, ona ya­kın­la­şır­sı­nız. Bir de bu ko­nu­yu din­sel ter­mi­no­lo­ji üze­rin­den de­ğer­len­di­rip söz­le­ri­mi­zi bağ­la­ya­lım;

‘İnnâ a' tay­nâ­kel-kev­ser fe-sal­li li-rab­bi­ke ven­har in­ne sâ­nı e­ke hü­vel eb­ter’ arap­ça laf­zıy­la oku­du­ğu­muz Kev­ser su­re­si in­a­nı­yo­rum ki her­ke­sin ez­be­rin­de­dir. Bi­zim dö­ne­mi­miz­de okul sı­ra­la­rın­da ka­fa­mı­za vu­ra vu­ra öğ­re­ti­lir­di bu kı­sa sü­re­ler an­lam­la­rı ile bir­lik­te. Bu­ra­da Rab­bi­mi­zin 'kur­ban kes ve na­maz kıl' de­di­ği­ne da­ir yay­gın ka­na­ate iti­ra­zım var. Zi­ra ayet­te ge­çen “sal­li” ka­lı­bı, salat ke­li­me­si­nin bir vez­ni­dir.

Bu ka­lıp, şu ayet­te­ki ka­lıp ile he­men he­men ay­nı ma­na­ya ge­lir: “Al­lah ve me­lek­le­ri o re­su­le sal­li eder­ler” (Ah­zab 56). E­ğer bu­ra­da­ki sal­li ke­li­me­si­ni salt “na­maz” di­ye çe­vi­rir­sek, Al­lah ve me­lek­le­ri pey­gam­be­re na­maz kıl­mış olur ki bu be­lir­siz ve ha­ta­lı bir ya­kış­tır­ma olur. Do­la­yı­sı ile bu­ra­da­ki sal­li ke­li­me­si­ni “des­tek­le­me” an­la­mıy­la çev­ril­mek zo­run­da­yız. Ya­ni, Al­lah ve me­lek­le­ri pey­gam­be­ri des­tek­ler­ler. Bu du­rum­da da Kev­ser su­re­sin­de­ki sal­li ke­li­me­si “des­tek­le­mek” an­la­mı­na ge­lir.

Ay­et­te ge­çen “ven­har” söz­cü­ğü ise, nahr kö­kün­den tü­re­miş bir ke­li­me olup, bo­ğa­zı­na bı­çak da­yan­mış de­ve­nin göğ­sü­nü ile­ri at­tır­ma­sı ma­na­sın­da “bir işi gö­ğüs­le­mek” an­la­mı­na ge­lir. Bu an­la­yış­tan bak­tı­ğı­mız­da gü­nü­müz­de bu a­ye­tin sa­de­ce “bı­ça­ğı da­ya­ma” kıs­mı­nı al­mış ve ola­yı salt “hay­van gırt­lak­la­mak” ola­rak oku­muş olu­ruz.

Ama bu sü­re­yi ka­nım­ca tam çe­vir­di­ği­miz­de (ki en doğ­ru­su­nu an­cak Al­lah bi­lir): ‘Biz sa­na Kev­ser’i ver­dik; şu hâl­de des­tek is­te, (sa­lat) yar­dım­laş­ma ve da­yan­ış­ma için­de ol. Gü­ç­lük­le­re gö­ğüs ger. Asıl kö­kü ku­ru­ya­cak olan­lar sa­na kin bes­le­yen­ler­dir ‘an­la­mı çık­ma­lı­dır. Çün­kü sü­re Mek­ki’dir ya­ni Mek­ke'de in­miş­tir. Bı­ra­kın na­maz kıl­ma­yı, hat­ta ye­tin­me­yip kur­ban kes­me­yi; Müs­lü­man­la­rın dört ki­şi­nin bir ara­ya gel­me­ye bi­le me­ca­li­nin ol­ma­dı­ğı; yo­ğun bir bas­kı ve iş­ken­ce or­ta­mı­nın ol­du­ğu, Hz. Pey­gam­ber (sav)’in aşa­ğı­la­nıp dış­lan­dı­ğı ve ken­di­si hak­kın­da 'Mu­ham­med böy­le gi­der­se top­lum­da bir ye­re ge­le­me­ye­cek, kö­kü ku­ru­ya­cak.' de­nil­di­ği dö­nem­ler­de in­en bir sü­re.

Bu söy­lem­le­re kar­şı­lık da in­en ayet­te de­ni­yor ki; '‘fe-sal­li li-rab­bi­ke ven­har’... Ya­ni; “Sen, Al­lah'tan des­tek is­te! Et­ra­fın­da top­la­nan­lar­la bir­lik­te yar­dım­laş­ma, da­ya­nış­ma ve ke­net­len­me içe­ri­si­ne gir ve se­ni yok et­mek is­te­yen­le­ri, “tıp­kı de­ve­nin ke­si­lir­ken göğ­sü­nü ile­ri­ye doğ­ru it­me­si gi­bi gö­ğüs­le, güç­lük­le­re gö­ğüs ger ve di­ren” şek­lin­de de oku­mak ge­rek­ti­ği­ni dü­şü­nü­yo­rum.

Pe­ki…“Zen­gin de­ği­lim, kur­ban kes­me­li mi­yim?” Kur­ban kav­ra­mı­nı “Rab­bi­mi­ze ya­kin ol­ma” ola­rak oku­du­ğu­muz­da, bu so­ru­nun ce­va­bı da ber­rak bir şe­kil­de çı­kı­yor or­ta­ya:

“Yardımseverlik im­kan sa­hi­bi iken yok­su­la düş­kü­ne el uzat­mak de­ğil­dir; zi­ra o ko­num­da iken bu bir lü­tuf de­ğil gö­rev­dir! Asıl yar­dım­se­ver­lik "on­lar ka­dar muh­taç iken" sof­ran­da­ki ek­mek kı­rın­tı­sı­nı da­hi muh­taç olan­la pay­la­şa­bil­mek­tir!”