KAVRAMLARINIZA RUH VERİN
Yazılı Makale

KAVRAMLARINIZA RUH VERİN

10 dk okuma

Kur’an-ı Ke­rim’de Töv­be su­re­si ha­riç tüm ayet­le­rin ba­şın­da zik­re­di­len “Bes­me­le” kav­ra­mı­na ba­ka­lım bu­gün ve bu kav­ra­mı alıp gü­nü­mü­ze en­deks­le­ye­rek onu “ölü” bir la­fız ol­mak­tan zi­ya­de “di­ri” ha­le ge­ti­re­lim. Baş­ta Di­ya­net Ku­ru­mu ol­mak üze­re ya­zık ki tüm is­la­mi olu­şum­la­rın ıs­rar­la yap­tı­ğı gi­bi, İs­lam gi­bi ken­di­ni “ha­yat di­ni”, “ha­ya­tın atar­da­mar­la­rın­da a­kan bir din” ola­rak ta­nı­tan bir olu­şu­mu ta­pı­nak ve ku­ru bir ri­tü­el di­ni ol­mak­tan kur­ta­ra­rak bu tes­pi­ti­miz­le de ya­şan­tı­mı­zın tam içi­ne ala­lım.

“Bis­mil­la­hir­rah­ma­nir­ra­him” ya­ni bir­çok mü­fes­si­rin de tes­bi­ti ile; “Rah­man ve Ra­him olan Al­lah’ın adı ile”“Bes­me­le ne­dir ne de­ğil­dir” bu ko­nu­ya ay­rı­ca gir­me­ye­ce­ğim. Bu ko­nu­yu geç­miş dö­nem­ler­de ya­zı­lı ve ses­li ola­rak izah et­miş­tim. İs­la­mi ri­tü­el­le­ri in­ce­le­di­ği­niz­de bu di­ne mün­te­sip olan­la­rın geç­miş ya­şan­tı­la­rın­da ve in­anç­la­rın da edin­dik­le­ri bil­gi, alış­kan­lık ve tüm ri­tü­el­le­ri­ni de bir­lik­te ge­tir­dik­le­ri­ni çok ba­riz bir şe­kil­de gö­rü­yor­su­nuz kay­nak­lar­da. Özel­lik­le Şa­man inan­cı­nın bu­gün İs­lam di­ni üze­rin­de­ki ri­tü­el­sel et­ki­le­ri­ni gör­me­mek için kör ol­mak la­zım sa­nı­rım.

Ta­pı­nak­lar­dan ge­ce­le­re, bü­yü ve fal kav­ram­la­rın­dan tür­be­le­re, na­zar­dan “kut­sal­lık at­fe­di­len” yer­le­re bez / ça­put bağ­lan­ma­sı­na ka­dar. Ama bu baş­ka bir ma­ka­le ko­nu­su ki in­şa­Al­lah ö­nü­müz­de­ki sü­reç­te bu­nu ele ala­ca­ğım. Hay­di şim­di Kur’an eş­li­ğin­de bir yol­cu­lu­ğa çı­ka­lım: Nahl 98 aye­ti ile; “Kur’an oku­ya­ca­ğın za­man taş­lan­mış olan şey­ta­nın şer­rin­den Al­lah’a sı­ğın” di­ye em­ret­mek­te. Yi­ne Araf 200’ de ise Al­lah Az­ze ve Cel­le; “Eğer şey­tan sa­na ves­ve­se ve­rir­se, se­nin gön­lü­ne üfü­rür­se, se­nin zih­ni­ni bu­lan­dır­ma­ya kal­kar­sa Al­lah’a sı­ğın. O’nun ve­re­ce­ği her tür­lü ves­ve­se­den, kal­bi­ne ata­ca­ğı her tür­lü bu­la­nık­lık ve zih­ni­ne ge­ti­re­ce­ği her tür­lü göl­ge­den Al­lah’a sı­ğın” bu­yur­mak­ta­dır.

Ta­bii bu hi­tap­lar özel­de Pey­gam­ber (a.s.)’a, ge­nel­de he­pi­mi­ze­dir. Çün­kü hiç bi­ri­mi­zin kal­bi ve ka­fa­sı şey­ta­nın ves­ve­se­sin­den, şey­ta­nın de­si­se­sin­den, şey­ta­nın üfü­rü­ğün­den ve göl­ge­sin­den ha­li de­ğil­dir. İs­ti­a­ze; bir sı­ğın­ma, bir ruh ha­li uyan­dır­ma ope­ras­yo­nu­dur. Ya­ni bir bi­linç in­şa­sı­dır. İn­san­da bir bi­linç uyan­dır­mak için is­ti­a­ze em­re­dil­miş­tir. Ni­çin bir bi­linç uyan­dır­mak? Çün­kü bi­linç­siz ola­rak Al­lah’ın vah­yi­ne mu­ha­tap ol­ma­mız is­ten­me­mek­te­dir. Çün­kü in­san Al­lah’ın vah­yi­ni bir i­nek gi­bi, bir kuş gi­bi, bir si­nek gi­bi, bir so­lu­can gi­bi de­ğil, Al­lah’ın ken­di­si­ne a­kıl ni­me­ti­ni ih­san et­ti­ği bir var­lık ola­rak şu­ur­lu ve a­kıl­lı bir şe­kil­de din­le­me­si, al­gı­la­ma­sı is­ten­mek­te.

O­nun için “eu­zü­bil­la­hi­mi­neş­şey­ta­nir­ra­cim” biz­de vah­ye ha­zır­lık ol­ma­sı için bir bi­linç uyan­dır­ma ope­ras­yo­nu­dur. Bu bi­linç ta­ma­men Al­lah’a tes­li­mi­yet ve her tür­lü ya­sak duy­gu ve dü­şün­ce­ye kalp ve zih­ni­mi­zi ka­pat­mak an­la­mı­na ge­li­yor. Bu an­lam­da “eu­zü­bil­la­hi­mi­neş­şey­ta­nir­ra­cim” di­yen bir in­san vah­yin di­ril­ti­ci so­lu­ğu­na tes­lim ol­dum de­miş olu­yor. Çün­kü va­hiy kar­şı­sın­da di­ri bir bi­linç, di­ri bir in­san, di­ri bir şu­ur, di­ri bir yü­rek is­ti­yor. Bu­nu da za­ten Kur’an’da gör­mek müm­kün.

De­mek ki Al­lah hi­ta­bı­nın kar­şı­sın­da, vah­yi­nin kar­şı­sın­da ö­lü ruh­lar is­te­mi­yor. Ö­lü be­den­ler is­te­mi­yor. Şu­ur­suz in­san­lar is­te­mi­yor. Bu­ra­da­ki di­ri­lik he­pi­mi­zin de an­la­ya­ca­ğı gi­bi fi­zi­ki bir di­ri­lik de­ğil, zih­ni, kal­bi bir di­ri­lik. O­nun için “Li­yün­zi­ra men kâ­ne hay­yen” (Ya­sin 70) di­ri olan kim­se­yi uyar­mak için. Bu ne­den­le Kur’an kar­şı­sın­da, di­ri bir ruh, di­ri bir kalp, di­ri bir şu­ur is­ti­yor.

En­fal 24 e ba­ka­lım: “Al­lah’a ve re­su­lü­ne si­zi ça­ğır­dık­la­rı za­man…” Ne­ye ça­ğır­dık­la­rı? Di­rilt­mek için ça­ğır­dık­la­rı za­man da­vet­le­ri­ne e­vet de­yin, i­ca­bet e­din. De­mek ki Al­lah’ın çağ­rı­sı, Re­su­lü­nün çağ­rı­sı bir di­ri­liş çağ­rı­sı­dır. Kim­le­re bir di­ri­liş çağ­rı­sı? El­bet­te ki yü­re­ği­ni ve zih­ni­ni di­ri tu­tan­la­ra bir di­ri­liş çağ­rı­sı. Bu di­ri­li­şi e­be­di­leş­tir­me çağ­rı­sı. Bu di­ri­li­şi ö­lüm­süz­leş­tir­me çağ­rı­sı­dır.

O­nun için İs­ti­a­ze; “eu­zü­bil­la­hi­mi­neş­şey­ta­nir­ra­cim.” bir di­ri­liş­tir di­ri­li­şin a­nah­ta­rı­dır. Siz bu sö­zü söy­le­mek­le; “Ben ey Al­lah’ım se­nin hi­ta­bı­na di­ri bir yü­rek, di­ri bir bi­linç ve di­ri bir şu­ur­la “leb­beyk” di­yo­rum. Bu­yur di­yo­rum. Bu­yur ya Rab­bi gön­lü­me hi­ta­bın­la, hi­ta­bı­nı ko­nuk et, ke­lâ­mı­nı ko­nuk et ki ben se­nin em­ri­ne bu şe­kil­de a­ma­de ol­du­ğu­mu du­yu­ra­yım” di­yor­su­nuz. Ya­ni is­ti­a­ze bir şe­yi söy­le­mek de­ğil, bir ta­vır al­mak­tır.

Tüm bu açık­la­ma­lar­dan ha­re­ket­le İs­lam adı­na ko­nu­lan söz ve ke­lam­la­rın sa­de­ce ku­ru bir ri­tü­el ol­ma­dı­ğı­nı iyi mü­şa­ha­de et­mek la­zım. Ya­ni di­ril­mek, uyan­mak ve bu uya­nı­şı ha­ya­tın her ka­re­si­ne al­mak, el­de et­ti­ği ışı­ğı ha­ya­tı­na, ha­ya­tın­da­ki var­lık­la­ra yay­mak. Tıp­kı su­ya atı­lan taş gi­bi dal­ga dal­ga bü­yüt­mek. İş­te İs­lam’ın asıl ga­ye­si ve ama­cı bu in­ce çiz­gi­de ya­tı­yor. Yok­sa İs­lam “is­mi kut­sa­mak, ”is­min sırf ken­di­sin­de bir tıl­sım ol­du­ğu­nu veh­met­mek, O is­min an­lam­sız tek­rar­la­rı­nı “zikr” san­mak fa­lan de­ğil­dir. Biz­zat ya­şa­ya­cak­sın! Sen ya­şa­dık­ça in­san­lar “şa­hit” ola­cak ve bu ışı­ğın et­ra­fa ya­yı­la­cak…

Bu ko­nu­da gel­mek is­te­di­ğim nok­ta “bes­me­le çek­mek” ola­rak ta­bir et­ti­ği­miz, Sü­ley­man Çe­le­bi’nin mev­li­din­de “cüm­le iş­te va­cip ol­dur her ku­la” di­ye i­fa­de et­ti­ği, her­han­gi bir i­şe bes­me­le çe­ke­rek baş­la­ma­nın ne an­la­ma gel­di­ği­dir. Bi­zim ona na­sıl bir ruh giy­di­re­ce­ği­miz­dir.

Şu ri­va­yet­le­ri oku­yu­nuz: “Bes­me­le ile baş­lan­ma­yan her ö­nem­li iş nok­san ka­lır.” [Bey­he­ki], “Eve gi­rer­ken Bes­me­le çe­ki­lir­se, şey­tan, ‘bu e­ve gir­me­me im­kan yok der’, dö­nüp gi­der. [Tib­yan], “Amel def­te­rin­de 700 Bes­me­le bu­lu­na­nı Al­la­hü Te­â­lâ ce­hen­nem­den çı­ka­rır.” [Ter­gi­bus­sa­lat], “Bes­me­le ile ya­zı ya­za­nın ha­ce­ti ko­lay­la­şır, Al­la­hü Te­â­lâ da ra­zı olur.” [Dey­le­mi], “Bes­me­le ile işe baş­la­ya­nın gü­nah­la­rı af olur.” [İ. Ra­fi­i], “Ye­me­ğe Bes­me­le ile baş­la­yıp, so­nun­da El­ham­dü­lil­lah di­ye­nin, da­ha sof­ra kal­dı­rıl­ma­dan gü­nah­la­rı af olur.” [Ta­be­ra­ni], “Bes­me­le ile ye­nen ye­mek be­re­ket­li olur.” [İb­ni Ma­ce]…

Dik­kat e­din sa­yı­sı­nı yüz­le­re ka­dar çı­ka­ra­bi­le­ce­ği­miz bu ri­va­yet­ler­de is­min ken­di­sin­de si­hir­li bir güç ol­du­ğu veh­me­di­le­rek, is­mi biz­zat te­laf­fuz et­me­nin her şe­ye ye­te­ce­ği, bü­tün ka­pı­la­rı a­ça­ca­ğı, kö­tü­lük­le­ri de­fe­de­ce­ği, gü­nah­la­rı si­lip sü­pü­re­ce­ği sa­nı­lı­yor. İş­te İs­lam’ı ha­ya­tın i­çin­den çe­kip a­lan, ku­ru bir ri­tü­el­den mü­te­şek­kil bir din ha­li­ne ge­ti­ren an­la­yış bu­ra­da ya­tı­yor. Oy­sa ba­kın ger­çek ha­yat di­ni­ne gö­re “bes­me­le” as­lın­da ne de­mek ve “her işe o­nun­la baş­la­mak” ne muh­te­şem bir şey…

Rah­mân (çok se­ven, sev­gi i­le dop­do­lu), bu­nun mah­lû­kat ü­ze­rin­de­ki te­za­hü­rü­ne de Ra­hîm (sev­gi­si ta­şıp ya­yı­lan, var­lık ü­ze­rin­de mer­ha­me­te dö­nü­şen) di­ye­bi­li­riz a­rap lu­gat­la­rı­na bak­tı­ğı­mız za­man… Ö­te yan­dan bak­tı­ğı­mız­da biz­zat Kur’an’ın Rah­mân’ı “Ve­dud” (çok se­ven) o­la­rak tef­sir et­ti­ği­ni gö­rü­yo­ruz: “Şüp­he­siz be­nim Rab­bim Ve­dûd ve Ra­hîm’dir. (Hud 90) Bes­me­le­de­ki Rah­mân ye­ri­ne bu­ra­da “Ve­dûd” kul­la­nıl­dı­ğı­na dik­kat e­di­niz…

Bu­nun böy­le ol­du­ğu­nu şu a­yet­ler­den de an­lı­yo­ruz: “Sor: “Gök­ler­de ve yer­de ne var­sa ki­min­dir?” Ce­vap ver: “Sev­gi ve mer­ha­me­ti (rah­met) ken­di­ne farz kıl­mış o­lan Al­lah’ın­dır.” (En’am 12) “Rab­bin is­te­sey­di bü­tün in­san­lı­ğı bir tek üm­met ya­par­dı. Bu yüz­den bir­bir­le­ri­ne kar­şı çı­kıp du­ra­cak­lar­dır. An­cak Rab­bi­nin sev­gi ve mer­ha­me­ti (rah­met) i­le ba­ğış­la­dı­ğı kim­se ha­riç; za­ten on­la­rı da bu­nun (rah­met) i­çin ya­rat­tı..” (Hud 119) “Biz se­ni tüm in­san­lı­ğa (a­lem­le­re) yal­nız­ca sev­gi ve mer­ha­met (rah­met) i­çin gön­der­dik.” (En­bi­ya 107)

Bu a­yet­le­rin bi­rin­ci­si Ya­ra­ta­nın ne­yi te­mel a­maç e­din­di­ği­ni, i­kin­ci­si in­sa­noğ­lu­nun ne a­maç­la ya­ra­tıl­dı­ğı­nı, ü­çün­cü­sü de pey­gam­ber­le­rin ne a­maç­la gön­de­ril­di­ği­ni a­çık­lı­yor. Hep­sin­de de ay­nı ke­li­me; sev­gi ve mer­ha­met (rah­me­ten). Al­lah in­sa­nı iş­te bu ta­şan tut­ku­lu sev­gi­den, il­gi­den, a­la­ka­dan ya­rat­tı­ğı­nı söy­lü­yor. Öy­le ya bü­tün tut­ku­lu sev­gi­ler­den ye­ni bir ya­ra­tı­lış çık­mı­yor mu? Er­ke­ğin di­şi­ye; di­şi­nin er­ke­ğe tut­ku­su, top­ra­ğın to­hu­ma; to­hu­mun top­ra­ğa tut­ku­su, mey­ve­nin a­ğa­ca; a­ğa­cın mey­ve­ye tut­ku­su/il­gi­si/a­la­ka­sı… De­mek ki her ye­ni o­luş ve ya­ra­tı­lış ye­ni bir il­gi ve a­la­ka­nın e­se­ri.

Öy­ley­se; “her i­şe bes­me­le i­le baş­la­mak” ya­ni “Rah­mân ve Ra­hîm is­mi i­le baş­la­mak” şu de­mek o­lu­yor: Her i­şe sev­gi ve mer­ha­met i­le yak­laş­mak! Çün­kü sev­gi her bu­zu e­ri­tir. Mer­ha­met her ka­tı­yı yu­mu­şa­tır. Sev­gi­nin di­li her ka­pı­yı a­ra­lar. Mer­ha­me­tin di­li her düş­man­lı­ğı yok e­der. Kur’an der ki: “Rah­mân, i­man e­dip i­yi­lik, gü­zel­lik, doğ­ru­luk i­çin ça­lı­şan­la­rın (a­mel-i sa­lih iş­le­yen­le­rin) et­raf­la­rın­da bir sev­gi (vudd) ha­le­si o­luş­tu­rur.” (Mer­yem 96)

İş­te buz­la­rı e­ri­ten bu­dur. Sert ka­ya­la­rı çat­la­tan bu­dur. Ka­pan­mış ka­pı­la­rı a­ra­la­yan bu­dur. Düş­man­lık­la­rı yok e­den bu­dur. Gö­nül­le­re gi­ren bu­dur. Yü­rek­le­ri fet­he­den bu­dur. Yok­sa “i­sim” de­ki es­rar ve tıl­sım de­ğil… Şim­di, o ri­va­yet­ler tu­tun ki sa­hih, bir de bu a­çı­dan tek­rar dü­şü­nün ve hep­si­ni ay­nı u­fuk­la e­le a­lın lüt­fen zih­ni­niz­de ne u­ya­na­cak…

Ör­ne­ğin: “E­ve gi­rer­ken Bes­me­le i­le gi­ri­lir­se, şey­tan, ‘bu e­ve gir­me­me im­kan yok der’, dö­nüp gi­der…” Ya­ni: E­ve gi­rer­ken e­şi­ni­ze ve ço­cuk­la­rı­nı­za kar­şı sev­gi ve mer­ha­met bes­le­ye­rek gi­rer­se­niz o ev­de kö­tü­lük ol­maz. E­şi­ni­ze ör­ne­ğin çi­çek gö­tü­rür­se­niz, il­gi­ni­zi, a­la­ka­nı­zı, sev­gi­ni­zi her fır­sat­ta bel­li e­der­se­niz, sev­gi do­lu söz­ler­le yak­la­şır­sa­niz, ço­cuk­la­rı­nız­la il­gi­li ve a­la­ka­lı o­lur, on­la­ra i­yi­lik ya­par, gü­zel­lik­le dav­ra­nır, doğ­ru­luk­la ha­re­ket e­der­se­niz ai­le­cek sev­gi yu­ma­ğı ha­li­ne ge­lir­si­niz. Al­lah bir­bi­ri­ni­zin gün­lün­de sev­gi (vedd) o­luş­tu­rur. On­lar si­zi, siz de on­la­rı se­ver­si­niz. Böy­le o­lan bir e­ve çir­kin­lik ve kö­tü­lük (şey­tan) gi­re­mez ve “Bu sev­gi ka­le­si­ni yık­ma­ma im­kan yok” der, dö­nüp gi­der…

Gü­neş gir­me­yen e­ve dok­to­run gir­me­si gi­bi, sev­gi­nin, mer­ha­me­tin, i­yi­li­ğin, gü­zel­li­ğin ve doğ­ru­lu­ğun gir­me­di­ği e­ve kö­tü­lük, düş­man­lık, hırs, ha­set, kin, buğz ya­ni şid­det­li ge­çim­siz­lik gi­rer. Şey­tan o ev­de ci­rit a­tar. De­ne­yin, sev­gi ve mer­ha­met di­li­nin (bes­me­le­nin) bü­tün ka­pı­la­rı aç­tı­ğı­nı gö­re­cek­si­niz. Sa­de­ce ev­de de­ğil bü­tün her yer­de; iş­ye­rin­de, çar­şı­da, pa­zar­da, o­kul­da, ar­ka­daş çev­re­sin­de, si­ya­set­te, bü­rok­ra­si­de, dev­let-mil­let il­iş­ki­sin­de vel­ha­sıl tüm in­san il­iş­ki­le­rin­de sev­gi ve mer­ha­met­le yak­laş­ma­nın bü­tün buz­la­rı e­rit­ti­ği­ni, ka­tı il­iş­ki­le­ri yu­mu­şat­tı­ğı­nı, ka­pan­mış ka­pı­la­rı a­ra­la­dı­ğı­nı gö­re­cek­si­niz. Hat­ta yı­la­nı bi­le de­li­ğin­den çı­kart­tı­ğı­na şa­hit o­la­cak­sı­nız.

Bes­me­le­nin ne de­mek ol­du­ğu­nu an­la­mak is­ti­yor­sa­nız iş­te si­ze tef­si­ri: Tat­lı dil ve gü­ler yüz yı­la­nı bi­le de­li­ğin­den çı­ka­rır! Rah­mân (sev­gi i­le dop­do­lu) ve Ra­hîm (sev­gi­si var­lı­ğa ya­yı­lan/mer­ha­me­te dö­nü­şen) Al­lah’ın a­dı i­le baş­la­rım” iş­te bu ol­mak i­cap e­der… E­vet, bun­da bir tıl­sım (et­ki) var. Ama bu tıl­sım, sır ve ef­sun ya­ni o­ku­ma, ü­für­me ve an­lam­sız tek­rar de­ğil… Bu “ö­lü bes­me­le”dir. Böy­le gün­de beş bin de­fa bes­me­le çek­sen ne o­lur? Bir ka­ğı­da ya­zıp, su­ya ba­tı­rıp, o­ku­yup üf­le­yip mus­ka yap­san ne çı­kar? Bi­la­kis ger­çek ha­yat di­nin­de­ki bes­me­le her i­şe sev­gi ve mer­ha­met bes­le­ye­rek, i­yi­lik, gü­zel­lik ve doğ­ru­luk­la mu­a­me­le e­de­rek, tat­lı dil ve gü­ler yüz­le baş­la­ma­dır. Bu da “ya­şa­yan bes­me­le”dir. Ger­çek ha­yat di­nin­de bes­me­le “yü­rü­yen sev­gi ve mer­ha­met” ol­mak­tır. Sev­gi i­le yak­laş­ma­yı, mer­ha­met­le mu­a­me­le­yi e­te ke­mi­ğe bü­rün­dür­mek­tir.

De­mir­den kalp­le­ri a­sıl bu a­çar! Öl­müş­le­ri a­sıl bu di­ril­tir! Kör­ler bu­nun­la gö­rür, sa­ğır­lar bu­nun­la du­yar. Sev­gi ve mer­ha­met in­sa­na ya­şa­dı­ğı­nı his­set­ti­rir. “O yok­ken me­ğer hiç ya­şa­ma­mı­şım” der­si­niz. Çün­kü on­dan mah­rum o­lan ö­lü­dür, kör­dür, sa­ğır­dır! Hz. İ­sa gi­bi öl­müş, bit­miş, tü­ken­miş ki­şi­lik­le­ri di­ril­ten, göz­le­rin fe­ri­ni a­çan, ku­lak­la­rın pa­sı­nı si­len, ruh­suz­la­ra can ve­ren, diz­le­re der­man o­lan, yep­ye­ni çı­ğır­lar, bem­be­yaz say­fa­lar a­çan bu­dur… Çam­ur­lar­da sü­rü­nen bir hal­kı a­lıp yük­sek­le­re çı­ka­ran, yep­ye­ni bir ge­le­cek va­de­den bu­dur… Me­sel i­le ko­nuş­mak a­de­ti o­lan Hz. İ­sa’nın ça­mur­dan kuş yap­ma­sı, öl­müş­le­ri di­rilt­me­si, kör­le­ri, sa­ğır­la­rı i­yi­leş­tir­me­si bu de­mek­ti… İ­sa’nın di­li; iş­te bu­nun i­çin bes­me­le­nin ya­ni sev­gi ve mer­ha­me­tin di­liy­di.

Hz. Mu­sa gi­bi yü­rek­le­ri sün­net e­den ya­ni kalp­te­ki kı­lıf­la­rı; hırs, ha­set, kin, düş­man­lık tor­tu­la­rı­nı sö­ken, taş­laş­mış kalp­le­ri yu­mu­şa­tan, gö­nül­le­re sü­rur, yü­rek­le­re u­mut a­şı­la­yan buy­du… Mu­sa’nın di­li de iş­te bu­nun i­çin bes­me­le­nin ya­ni sev­gi ve mer­ha­me­tin di­liy­di… İş­te bu­nun i­çin Hz. Pey­gam­ber a­lem­le­re rah­met i­çin ya­ni in­san­lık­ta sev­gi ve mer­ha­me­ti yay­mak i­çin, bes­me­le­yi ya­şa­mak ve ya­şat­mak i­çin gel­miş­ti…

Ki­ta­bı­nı­zı “Ke­rim” bir göz­le o­ku­yun… Si­zi na­sıl bir “rah­met” i­le ku­cak­la­dı­ğı­nı gö­re­cek­si­niz…