İYİLİĞİN “MADDİ” ÜCRETİ
Yazılı Makale

İYİLİĞİN “MADDİ” ÜCRETİ

10 dk okuma

Vak­tin bi­rin­de ya­ra­lı bir kuş Hz. Sü­ley­man’a (as.) ge­le­rek ka­na­dı­nı bir der­vi­şin kır­dı­ğı­nı söy­ler. Hz. Sü­ley­man, der­vi­şi he­men hu­zu­ru­na ça­ğır­tır ve so­rar: “Bu kuş sen­den şi­kâ­yet­çi, ne­den ka­na­dı­nı kır­dın?” Der­viş ken­di­ni sa­vu­nur: “Sul­ta­nım, ben bu ku­şu av­la­mak is­te­dim. Ön­ce kaç­ma­dı, ya­nı­na ka­dar git­tim, yi­ne kaç­ma­dı. Ben de ba­na tes­lim o­la­ca­ğı­nı dü­şü­ne­rek ü­ze­ri­ne at­la­dım. Tam ya­ka­la­ya­ca­ğım sı­ra­da kaç­ma­ya ça­lış­tı, o es­na­da ka­na­dı kı­rıl­dı.” Bu­nun ü­ze­ri­ne Hz. Sü­ley­man ku­şa dö­ner ve der ki: “Bak, bu a­dam da hak­lı. Sen ni­ye kaç­ma­dın? O sa­na sin­si­ce yak­laş­ma­mış. Sen hak­kı­nı sa­vu­na­bi­lir­din. Şim­di ko­lum ka­na­dım kı­rıl­dı di­ye şi­kâ­yet e­di­yor­sun?”

Kuş ken­di­ni sa­vu­nur: “E­fen­dim ben o­nu der­viş kı­ya­fe­tin­de gör­dü­ğüm i­çin kaç­ma­dım. Av­cı ol­say­dı he­men ka­çar­dım. Der­viş ol­muş bi­rin­den ba­na za­rar gel­mez, bun­lar Al­lah’tan kor­kar­lar di­ye dü­şün­düm ve kaç­ma­dım.” Hz. Sü­ley­man bu sa­vun­ma­yı doğ­ru bu­lur ve kı­sa­sın ye­ri­ne ge­ti­ril­me­si­ni is­ter. “Kuş hak­lı, he­men der­vi­şin ko­lu­nu kı­rın” di­ye em­re­der. Kuş o an­da: “E­fen­dim, sa­kın öy­le bir şey yap­tır­ma­yın” di­ye­rek ö­ne a­tı­lır. “Ne­den” di­ye so­rar Hz. Sü­ley­man. Kuş se­be­bi­ni şöy­le a­çık­lar: “E­fen­dim, der­vi­şin ko­lu­nu kı­rar­sa­nız, ko­lu i­yi­le­şin­ce yi­ne ay­nı şe­yi ya­par. Siz en i­yi­si mi, bu­nun ü­ze­rin­de­ki der­viş hır­ka­sı­nı çı­kar­tın. Çı­kar­tın ki, be­nim gi­bi kuş­lar bun­dan son­ra al­dan­ma­sın.” Gü­nü­müz­de­ki din ta­cir­le­ri i­çin ib­ret ve­si­ka­sı bir nük­te­dir bu ka­nım­ca. Ha­tır­la­ya­lım….

“A­lak” su­re­sin­den he­men son­ra­ki “ilk me­saj­lar” da ne den­miş­ti; “Sen ey yal­nız­lı­ğa bü­rü­nen! Kalk ve u­ya­nı­şı baş­lat! Hay­kır: Al­la­hu ek­ber! Gü­zel ah­lâ­kı ku­şan! Kö­tü­lü­ğe bu­laş­ma! Ser­vet yığ­ma ha­yal­le­ri­ne ka­pıl­ma! Da­i­ma Rab­bin­le bir­lik­te ol ve güç­lük­le­re gö­ğüs ger” (Müd­de­sir 1-7) Son­dan bir ön­ce­ki a­ye­te dik­kat e­di­niz… Ge­nel­lik­le me­al­ler­de “yap­tı­ğın i­yi­li­ği ba­şa kak­ma” di­ye çev­ri­len fa­kat as­lın­da “Ser­vet yığ­ma ha­yal­le­ri­ne ka­pıl­ma” (Ve la tem­nun tes­tek­sir) de­mek o­lan bu a­yet din ba­ron­lu­ğu ve sim­sar­lı­ğı­nın pan­ze­hi­ri­dir.

A­yet­te ge­çen “umn/um­ni­ye” ha­yal, ku­run­tu, te­men­ni, “is­tik­sâr” da ço­ğal­mak, zen­gin ol­ma­yı is­te­mek, ser­vet bi­rik­tir­me­yi ta­lep et­mek de­mek. Ni­te­kim Te­kâ­sür su­re­sin­de de bu an­lam­da kul­la­nıl­mış­tır: “Bir zen­gin­lik ya­rı­şı­dır (te­kâ­sur) gi­di­yor­su­nuz; tâ me­zar­la­rı­nı­za va­rın­ca­ya ka­dar sü­ren…” (Te­kâ­sur 1) De­mek ki da­ha ilk a­yet­ler­de, ya­ni da­ha i­şe ye­ni baş­la­mış­ken, ha­re­ke­tin he­nüz ba­şın­day­ken, pey­gam­ber­li­ğe da­ha ye­ni baş­la­mış­ken pey­gam­ber u­ya­rı­lı­yor: “Ço­ğal­ma (is­tik­sâr) te­men­ni et­me!” Ya­ni?

Ya­pa­cak­la­rı­nı ge­ti­ri bek­len­ti­siy­le yap­ma. İ­yi­li­ği yay ve ya­şa a­ma i­yi­lik­ten ser­vet yı­ğan, o­nu pa­ra, ma­kam, mev­ki el­de et­me­nin a­ra­cı o­la­rak gö­ren­ler­den ol­ma. Yap­tı­ğın pey­gam­ber­lik­ten do­la­yı mad­dî kar­şı­lık bek­le­me. Al­lah’ın pey­gam­be­ri ol­ma­nın ge­ti­re­ce­ği ay­rı­ca­lı­ğı zen­gin ol­mak i­çin at­la­ma tah­ta­sı o­la­rak kul­lan­ma. Din ba­ron­la­rı gi­bi a­yet a­lıp a­yet sat­ma. Din is­tis­ma­rın­dan u­zak dur! Sa­de­ce Al­lah rı­za­sı i­çin, sırf i­yi­lik i­çin ça­lış.

Pey­gam­ber­li­ği ser­vet yı­ğı­lan bir mes­lek o­la­rak gör­me. Al­lah’ın di­ni ü­ze­rin­de sek­tör o­luş­tu­rul­ma­sı­na as­la i­zin ver­me. Şu Kâ­be’de­ki Tan­rı ve kut­sal­lık is­tis­ma­rı­na da­ya­lı di­ni o­li­gar­şi­yi yık! Bir za­man­lar İ­sa’da ma­be­de gi­re­rek ma­sa­la­rı san­dal­ye­le­ri din a­dam­la­rı­nın ba­şı­na çal­mış ve “Al­lah’ın e­vi­ni ti­ca­ret­ha­ne­ye çe­vir­di­niz!” di­ye hay­kır­mış­tı… Çün­kü Al­lah’ın e­vi ser­vet ka­pı­sı de­ğil­dir! Din sek­tör, va­hiy me­ta, pey­gam­ber pa­zar­la­ma­cı, sa­na i­na­nan­lar da müş­te­rin de­ğil­dir! Bun­lar ü­ze­ri­ne ku­ru­lu is­tis­ma­ra son ver! Çün­kü din yal­nız­ca Al­lah’a has kı­lın­ma­lı, vic­da­nın ve mer­ha­me­tin ya­lın se­si ol­ma­lı­dır…

Ta­bi bun­lar pey­gam­be­ri­miz bun­la­rı ya­pa­ca­ğın­dan söy­len­mi­yor. Son­ra­ki çağ­lar­da pey­gam­be­rin yo­lun­dan yü­rü­yen, o­nun kür­sü­sün­den ko­nu­şan, Al­lah, Ki­tap, Pey­gam­ber da­va­sı gü­den, her de­vir­de ye­ni­den u­ya­nış ha­re­ket­le­ri baş­lat­mak is­te­yen, bu­nun i­çin “hiz­me­te” so­yu­nan­la­ra ses­le­ni­li­yor. Ya­ni? “Al­la­hu­ek­ber” di­ye­rek mey­dan­la­ra a­tı­lan­lar! Rab­bi­nin bü­yük a­dı­nı yü­celt­mek is­te­yen­ler! Bü­rün­dü­ğü yal­nız­lık­tan çı­kıp a­ya­ğa “kal­ka­rak” in­san­la­rı u­ya­nı­şa ça­ğı­ran­lar! Ön­ce ken­di el­bi­se­ni­zi te­miz tu­tun.

Ya­ni gü­zel ah­lak sa­hi­bi o­lun. İn­san­lar si­zin e­li­niz­den ve di­li­niz­den e­min ol­sun. Her bi­ri­niz bi­rer el-E­min o­lun. Ko­kuş­ma­yın, te­fes­süh et­me­yin, pis­li­ğe, hır­sız­lı­ğa, yol­suz­lu­ğa bu­laş­ma­yın. Ken­di ah­la­ki e­ner­ji­niz­le yük­se­lin. O si­zi gö­tü­re­ce­ği ye­re gö­tü­re­cek­tir. Son­ra bu iş­le­re baş­lar­ken ser­vet yığ­ma ha­yal­le­ri­ne, zen­gin ol­ma sev­da­la­rı­na ka­pıl­ma­yın. Al­lah, Ki­tap, Pey­gam­ber da­va­sı bu­nun ka­pı­sı de­ğil­dir. Bu kür­sü­den ko­nu­şır­sa­nız bu­nun be­de­li­ne kat­lan­mak zo­run­da­sı­nız.

Bu be­de­li ö­de­ye­rek ya­şa­ya­cak­sı­nız. Ak­si hal­de o kür­sü­den i­nin. Ser­vet ve zen­gin­lik a­rı­yor­sa­nız bu­nun yo­lu Al­lah, Ki­tap, Pey­gam­ber da­va­sı de­ğil­dir. Ak­si hal­de “din ba­ro­nu” ve “din sim­sa­rı” o­lur­su­nuz. U­nut­ma­yın; Yo­lun­dan git­ti­ği­niz pey­gam­ber bun­la­rı or­ta­dan kal­dır­mak i­çin gel­miş­ti. O­ku­du­ğu­nuz Ki­tap in­san­lık­ta ar­tık bun­la­ra son ver­mek i­çin na­zil ol­muş­tu. Ya­ni? Üc­ret bek­len­ti­si i­le din da­va­sı gü­dül­mez. Bu bir vic­da­nî a­ra­yış ve saf i­yi­lik ha­re­ke­ti­dir. İ­yi­li­ğin "mad­dî üc­re­ti" ol­maz, o­la­maz. Bek­len­ti o­lur­sa a­dı "ti­ca­ret" o­lur.

Kur'an-ı Ke­rim'de­ki "ah­bar, ruh­ban, rab­ba­ni­yun" ke­li­me­le­ri­ni ir­de­le­yin ve Al­lah'ın "din a­dı­na ko­nu­şan­la­rı" na­sıl ce­hen­nem a­yet­le­ri i­le teh­dit et­ti­ği­ni i­yi o­ku­yun... Gö­re­cek­si­niz ki din a­dı­na ko­nuş­mak AL­LAH a­dı­na ko­nuş­mak­tır... Din a­dı­na ko­nuş­mak HAKK'ın güç­te de­ğil, gü­cün HAKK o­lan­da ol­du­ğu­nu sa­vun­mak­tır. Din a­dı­na ko­nuş­mak tüm İs­la­mi kay­nak­la­rı Kur'an göz­lü­ğü i­le o­ku­mak­tır. Tek hü­küm ko­yu­cu Al­lah i­ken baş­ka hü­küm ko­yu­cu­la­rı red­det­mek­tir. Din a­dı­na ko­nuş­mak dil, din, ırk, renk, mez­hep gö­zet­mek­si­zin maz­lu­mun ya­nın­da ol­mak za­li­min kar­şı­sın­da kı­yam et­mek­tir. Din a­dı­na ko­nuş­mak ırk­çı­lık ve üs­tün­lük has­ta­lı­ğın­dan be­ri ol­mak­tır. Din a­dı­na ko­nuş­mak hak­lı ol­ma ça­ba­sın­dan zi­ya­de doğ­ru kim­den ge­lir­se gel­sin baş ta­cı e­din­mek­tir, HAKK'ı kal­dır­mak­tır.

Din a­dı­na ko­nuş­mak "gü­zel ah­lak­lı" ol­mak de­mek­tir. Zi­ra di­nin ken­di­si gü­zel ah­lak­tır. Din a­dı­na ko­nuş­mak ku­cak­la­yı­cı, bir­leş­ti­ri­ci ol­mak­tır. La­fın ö­zü… Bil­gi­ni­zi ve Rah­man'ın bir ni­me­ti o­lan il­mi­ni­zi in­fak e­der­ken; in­san­la­rı dış­la­ya­maz­sı­nız. İn­san­la­ra ha­ka­ret e­de­mez­si­niz. İn­san­la­ra kü­für e­de­mez­si­niz. Kim­se­yi tek­fir e­de­mez­si­niz. Zul­me renk yük­le­ye­mez­si­niz. İ­de­o­lo­jik dav­ra­na­maz­sı­nız. Fit­ne­ye, fe­sa­da, ay­rı­ma ça­nak tu­ta­maz­sı­nız. İn­sa­nı Rab­bin e­ma­ne­ti o­la­rak ad­det­mek zo­run­da­sı­nız. Din ‘de var ol­ma­ya­nı baş­ta Hz. Pey­gam­ber'e is­nat e­de­rek in­san­la­ra su­na­maz­sı­nız. Al­lah'ın af­fet­me ih­ti­ma­li son­suz kul­la­rı­nı siz ce­za­lan­dı­ra­maz ve O'nun RA­HİM sı­fa­tı­na or­tak o­la­maz­sı­nız. Gü­nah iş­le­yen in­san­la­ra düş­man ol­mak ye­ri­ne gü­na­hın ken­di­si­ne buğz et­mek, düş­man ol­mak zo­run­da­sı­nız.

Kur'an ıs­rar­la "Leh-ül Mülk" (Mülk Al­lah'ın­dır) der­ken bu kav­ra­mın dı­şı­na çı­ka­maz­sı­nız. Din kav­ra­mı­nı ken­di ce­ma­a­ti­ni­zin, ta­ri­ka­tı­nı­zın, o­lu­şu­mu­nuz­un te­ke­lin­de gö­re­mez­si­niz. Di­ni lo­kal ve ma­hal­li bir din gi­bi gös­ter­mez­si­niz... Al­lah’ın di­ni­ni par­ti, der­nek, va­kıf, ce­ma­at, ta­ri­kat ve mez­he­bi­ni­ze hap­se­de­mez­si­niz. Din ü­ze­rin­den ma­kam, şan, şöh­ret, pa­ra ve sal­ta­nat ka­za­na­maz­sı­nız. Bun­la­rı ne­den mi ya­zı­yo­rum? O­ku­ma­yan bir top­lu­muz...

Yaz­dı­ğı­nız sa­tır­lar­la, ko­nuş­ma­la­rı­nız­la a­mel e­den, sor­gu­la­ma­yan, a­nın­da ka­bul e­den a­zım­san­ma­ya­cak bir ço­ğun­luk var. Yaz­dık­la­rı­nı­za / dav­ra­nış­la­rı­nı­za ba­ka­rak (gi­riş­te­ki nük­te­de be­lirt­me­ye ça­lış­tı­ğım gi­bi) di­ne ba­kış a­çı­sı de­ği­şen, se­ven ya da buğz e­den bin­ler­ce in­san var. Si­ze ba­ka­rak Hâ­lık'ı i­le ba­rı­şan ya da “din buy­sa ben di­ni sev­mi­yo­rum” di­ye­cek ko­ca bir ka­la­ba­lık var. Çün­kü…

Giy­di­ği­niz göm­lek Pey­gam­ber göm­le­ği­dir. Hay­kır­dı­ğı­nız kür­sü O'nun kür­sü­sü­dür. Ne o­lur a­za­mi dik­kat... İ­na­nın ki bu­gün di­nin a­nıl­dı­ğı her yer­de zu­lüm var­sa, kan a­kı­yor­sa, her ka­rış ba­rut ko­ku­yor­sa, maz­lum­la­rın a­hı ar­şa yük­se­li­yor­sa; bu tab­lo­ya rağ­men ka­fir (!) i­lan et­ti­ği­miz ba­tı kar­deş kar­deş ge­çi­ni­yor­sa, a­ra­mı­za a­tı­lan en u­fak bir fit­ne to­hu­mu a­nın­da bir fe­sat a­ğa­cı­na dö­nü­şü­yor­sa; İ­man id­di­a­sın­da o­lan her bi­ri­miz me­su­lüz. İ­man id­di­a­sın­da o­lan her bi­ri­miz bu tab­lo­nun he­sa­bı­nı ve­re­ce­ğiz.