Projeleri

21 İl, 196 İlçe, 2136 Kurum. Muhammed Rıdvan Sadıkoğlu'nun yurt çapında sürdürdüğü "İNSAN İNSANA EMANETTİR." Projesi.

Merhaba,

Bugüne kadar ziyaret edilen 21 İl 196 İlçe ve 2136 kurum  783.000 gencimizle buluştuğumuz ‘farkındalık ve değerler eğitimi’ kapsamında başta Milli Eğitim Bakanlığı Yenilik ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü olmak üzere İl Valilikleri ve İlçe Kaymakamlıklarımızın da yazılı onaylarını alarak yürüttüğümüz “İnsan İnsana Emanettir” projemizde bu yıl; bir milyon gencimize ulaşma çaba ve telaşındayız. Bu satırları da “yarınlarımıza birlikte umut saçmak” amacıyla hiçbir beklenti içine girmeden gönüllülük esası çerçevesinde, bu tatlı telaşımıza sizleri de ortak etmek amacıyla yazıyorum.

Zira inanıyorum ki yaşımız, görevimiz ve şartlarımız ne olursa olsun yaşadığımız dünyada hepimizin ortak misyonu; insan denen kutsalın ve dolayısıyla da insanlığın daha yaşanılır bir dünyada hayatını idame ettirebilmesi için toplum ruhuna; sevgi, şefkat ve bilinçli farkındalık tohumlarının gelecek nesiller yoluyla aktarılmasıdır.

İNSAN İNSANA EMANETTİR

Bu yönüyle de öncelikli amacımız; sahip olduğumuz manevi mirasın altında güçlü temellere oturtulmuş kültürümüzü, bugünün teknolojisine entegre ederek çağdaş yaşamın baş döndürücü hızını ayak uydurabilecek bir eğitim sistemi kurmak olmalıdır. Bilgiyi arama, bulma ve kullanma konusunda ‘hazinemiz’ olan gençlerimizi ilgi ve kabiliyetlerince becerikli kılmak; sanat ve estetik yönlerini geliştirebilecek, yeteneklerini ortaya koyabilecek bir ortam hazırlayarak eğitimdeki klasik kalıpları yıkmış bir şekilde, modern-vizyoner modelleri hayata geçirebilen; sorgulayan, araştıran gelişmelere ve evrensel değerlere açık birer birey olma yolunda ellerinden ve yüreklerinden tutarak topluma kazandırmak amaç ve çabasındayız.

İNSAN İNSANA EMANETTİR PROJESİ KAPSAMINDA, MUHAMMED RIDVAN SADIKOĞLU'NUN ZİYARET ETTİĞİ İLLER

Yeni nesil manevi dinamiklerimize temassız

Ama hepinizin malumudur ki; bu kuşak milli ve manevi dinamiklerimiz ile anne ve babalarından daha az temas kurdu; hatta yeni neslin bir kısmı tamamen temassız ve rüzgârda savrulan yaprak gibi bitmek tükenmek bilmeyen bir değişimin, kulakları ve kalpleri sağır eden uğultusu içinde oradan oraya sürükleniyor. Siyaset, ekonomi, sosyal medya, eğlence ve teknoloji gibi birçok alan, gösterdiği gelişmelerle sürekli dikkatimizi çekmeye ve kendine yöneltmeye çalışarak kalplerimize ve maneviyatımıza hücum eden birer düşman gibi kıyasıya yarışıyorken geleceğimizin sesi çocuklarımızı bu hengâmede kaybediyor; sessiz çığlıklarını bu koca kalabalık içinde duymuyoruz.

Bakış açımızı daraltıp, tüketme hırsımız arttıkça da hayata değmeden yaşamaya, dönüştürmeye, tepeden hayat tarzları dayatmaya, çocuklarımızı “adam” etmeye çalışıyor; dünya tarihini şekillendiren manevi dinamiklerimizi, mümbit coğrafyamızın ana vatanı olduğu medeniyet iddiamızı atlayarak köklerimizden uzak göklere yükselme sancısıyla kıvranıyor, köksüz ağacın meyve vereceği hayaliyle ömür tüketiyoruz.

Üstelik ardımızda sayısı milyonları bulan ve kaderlerine terk ettiğimiz “kayıp nesiller” bırakarak.

Evet, sahiplik arzumuzun “sorumluluk ihmaline” nasıl dönüştüğüne dair fikir üreten çok ama çözüm üretip bu çocukları yüreğinden yakalayacak, seslerine kulak verecek, frekanslarına uyacak adımları nedense bir türlü atamıyoruz.

Üniversitelerde okuyan 7 milyon beş yüz bini gencimizi de dâhil ettiğimizde 25 milyon gibi bir rakama ulaşarak ülke nüfusumuzun yüzde otuzluk bir dilimine tekabül eden geleceğimizi kucaklamak adına bir karınca misali ortaya koyduğumuz bu çabada sahip olduğumuz bu dinamizm, gelecek adına hepimizde müthiş bir heyecan yaratıyor. Zira oldukça kalabalık, bir o kadar zeki, sorgulayan yeni bir jenerasyon hızla geliyor.

Pisa Verileri

Dünya Ekonomik Forumu verilerine göre “Genel Eğitim Kalitemiz” forum içerisindeki 143 ülke içinde 2008-2009 Eğitim Öğretim yılında 77.sırada iken, 2014-2015 eğitim öğretim yılında 89.sıraya, 2015-2016 eğitim öğretim yılında 92.sıraya, 2015-2016 eğitim öğretim yılında 92.sıraya ve nihayetinde 2016-2017 eğitim öğretim yılında ise 104.sıraya düşmüş. Aynı forumun verilerine göre “İlkokul Eğitim Kalitemiz” yine 143 ülke içinde 2008-2009 eğitim öğretim yılında 91.sırada iken, 2014-2015 eğitim öğretim yılında 94.sıraya, 2015-2016 eğitim öğretim yılında 100.sıraya, 2016-2017 eğitim öğretim yılında ise 105.sıraya düşmüş.

Durum “Temel bilimler” olan Fen ve Matematik alanlarında da oldukça vahim maalesef. 143 ülke içindeki “Matematik ve Fen Bilimleri eğitim kalitemiz” 2008-2009 eğitim öğretim yılında 73.sırada iken, 2014-2015 eğitim öğretim yılında 98.sıraya, 2015-2016 eğitim öğretim yılında 103.sıraya, 2016-2017 eğitim öğretim yılında 107.sıraya düşmüş. Öyle ki uluslararası arenada bu test içinde matematik ve fen bilimleri alanında “mükemmel” kategorisinde tek bir öğrencimiz dahi yok maalesef.

Bizdeki sayısal verilerde de durum çok farklı değil. Üniversiteye giriş sınavlarında 2001 yılında 9.315 gencimiz, 2002 yılında 8.919 gencimiz, 2016 yılında 32.983 gencimiz, 2017 yılında 37.026 gencimiz “sıfır” çekmiş. Yani “Temel yeterlilik testi” için baraj geçme puanı olan 100 puan ve üstü alamamış ki bu adayların yarım net dahi yapamadığı anlamına geliyor. 2018 yılına baktığınızda “sıfır çeken” genç sayımız 41.281 kişiye yükselmiş ve 2018 yılında temel yeterlik testini geçemeyen genç sayımız 496.616 kişi. Geçen yıl sınava giren yaklaşık iki milyon üç yüz bin aday açısından baktığınızda bu rakam neredeyse her 4 adaydan birine tekabül ediyor.

Son yayımlanan 2018 yılına ait PİSA verileri bu rakamlarda nisbi bir iyileşme olduğunu gösterse de sahadaki durum verilere yansıdığı gibi değil maalesef.

ÖSYM verileri

Ama dahası var. ÖSYM’nin resmi web sitesine girerek rahatlıkla görebileceğiniz bu verilere göre 2018 yılında temel yeterlik testine katılan adayların % 8’i yani yaklaşık 180.000 aday hiçbir matematik sorusuna doğru cevap verememişFen Bilimlerinde ise bu oran % 7’lik bir orana tekabül ediyor ve sınava giren 161.000 aday hiçbir Fen bilimleri sorusuna doğru cevap verememiş.

Bakanlığımızın yayınlamış olduğu istatistiki verilere baktığınızda özellikle bu işin maddi boyutu çok daha korkunç rakamlara ulaşıyor. Bu işin canını adeta dişine takıp “çocuğum yeter ki okusun” düşüncesi içinde gece gündüz çabalayan anne, baba ve ebeveyn boyutunu görmezden gelseniz, sınava giren gencin yaşadığı hayal kırıklığının üstünü örtseniz bile; 2017 verilerine göre bir ortaöğretim öğrencisinin bakanlığımıza maliyetini kişi başı 6.676 TL olarak hesapladığınızda “sıfır çeken” 41.281 gencimizin devlete maliyeti 2018 yılı için 275.591.956 lira. Yani yaklaşık 276 milyon liramız çöpe gitmiş.

Ama bu işin sadece “akademik” boyutu.