ALLAH’TAN KORKMALI MIYIZ?

ALLAH’TAN KORKMALI MIYIZ?

ALLAH’TAN KORKMALI MIYIZ?

KUR’AN-I KERİM IŞIĞINDA KORKU VE TAKVA

Takva sözcüğü ve tüm türevleri “korkmak” anlamına alınıp Müslümanlar arasında bir korku furyası estirildiğinden Allah ile kul arasındaki ilişkiler sevgi, saygı ve rahmetten daha ziyade, korku üzerine kurulmuştur. Bunun sonucunda da birçok yanlış ve olumsuz sonuçlar doğmuştur. O nedenle “takvâ” konusunu işlerken kısa da olsa bu hususların açıklığa kavuşturulması zorunludur. Bu yüzden de  korku ve Allah korkusu konularına değinirken meseleyi şu üç ana başlık altında incelemek daha mantıklı olacaktır;

a)  Eğitimde korku

b)  Mehâfetüllah

c)  Haşyetüllah

EĞİTİMDE KORKU

Dünya üzerindeki tüm eğitmenler tarafından kabul edilen gerçek şudur ki: Baskı ve korku ile disiplin sağlanamaz. Baskı ve korku ikiyüzlü, tutarsız, âsi, anarşist ve samimiyetsiz bireyler meydana getirir.

Baskıcı, korkutucu ana-babanın çocukları, baskıcı korkutucu öğretmenin öğrencileri, baskıcı korkutucu işverenin işçileri, baskıcı korkutucu devletin yurttaşları hep ikiyüzlü, âsi, anarşist, çıkarcı, tutarsız ve samimiyetsizdirler. Sonuç olarak diyebiliriz ki, baskı altında; dayakla-deynekle ceza ile korkutmakla  verimsiz, tersine işleyen bir görüntü söz konusu olur.

Bilimsel gerçek bu olmasına rağmen ne yazık ki, toplumumuzda korku ile disiplin kurulmaya çalışılmıştır. Maalesef korkunun, baskının sözde kerâmetleri ile ilgili “Kızını dövmeyen dizini döver”, “Öğretmenin vurduğu yerde gül biter”, “Dayak cennetten çıkmadır” gibi bir çok atasözü hayatımıza girmiştir.

ALLAH KORKUSU

Tüm inanç duygularına bakıldığı zaman iki temel unsur görülecektir; birisi sevgi diğeri de korku. Bu duygular aynı zamanda insanın davranışlarını yönlendirir. Allah sevgisi aşılanacağı yerde  toplumda özellikle de henüz sabi çağda; aklı gelişmemiş henüz reşit olup mümeyyiz duruma gelmemiş çocuklara Allah korku duygusu aşılamaya çalışmak yanlış bir tutumdur. Çocuğun davranışlarının, eğitmeni (İster ana-baba, ister öğretmen) tarafından hoş karşılanmaması sonucu onlara “Allah seni taş yapar”, Allah senin gözünü kör eder”, Allah seni cehennemde yakar” vb. ifadelerle çocukları terbiye etmeye çalışmaları son derece zararlı bir harekettir.

Halbuki çocuk Allah tarafından mükellef tutulan bir çağda değildir. Din, iman, İslam, çocuk işi de değildir. Din, iman, erişkin ve yetişkin kimselerin işidir. Ayrıca Allah-ü Teâlâ’nın Celâl (Kâfirleri kahreden, cezalandıran) sıfatları yanında pek çok Cemâl (kullarını seven, koruyan, affeden) sıfatları da vardır.

Kısaca baskı ve korku ile hiçbir yere varılmaz, disiplin sağlanmaz. Bir müddet sağlanmış gibi gözükse de bu kalıcı olmadığı gibi bir takım zararlı sonuçlar da doğurur.

Aşağıda göreceğiniz gibi Allah korkusu çok farklı bir mefhum olmasına rağmen, sözcüklerin anlam farklılıkları göz ardı edilerek, yeterli bilgi verilmeden oluşturulmuş olan Allah korkusu mefhumu, İslam’ın ön gördüğü Allah korkusu değildir. Mutlak, basit korku anlamındaki “Havf, mehafet” müslümanlar arasına yabancı kültürlerden intikal etmiştir. Herkesin bildiği, bir çok hat sanatlarının icrasıyla değişik değişik tablolar halinde resmedilmiş, câmi iç duvarlarına ve sözde dindar geçinen kimselerin evlerinin salonlarına asılmış olan o meşhuuur   “Ra’sül hikmet-i mehâfetüllah/Hikmetin başı Allah korkusudur.” sözde hadisi de aslında Rasülüllah efendimizin sözü olmayıp Kitab-u Mukaddes’in Süleymanın Meselleri bölümünün I. Bab’ın 7. âyetidir. Bu ifadelerin Tevrat’ta önü ve arkası da vardır. İsteyen tetkik edebilir.

İslam dininde basit korku (havf, mehâfet) anlamıyla Allah korkusu mefhumu yoktur. İslam dininde HAŞYET vardır.  Haşyetüllah vardır. Bu fark üzerinde durulmadığından değişik kesimlerden özellikle de tasavvufçular tarafından Allah korkusu konusu ile ilgili lüzumsuz ve anlamsız görüşler ve yorumlar ortaya konulmuştur.

HAŞYETÜLLAH

“Haşyet” sözcüğü Türkçe’ye çevrilirken basit korku anlamındaki “havf” sözcüğüyle yanlış olarak eşanlamlı olarak kullanılmıştır. Halbuki “haşyet” basit korku demek değildir. “Haşyet”, “Bilgi, idrak neticesinde oluşan hayranlık ve saygının doğurduğu hasret kalma, uzak düşme korkusudur.” Kesinlikle basit korku değildir. Nitekim Ra’d suresi âyet 21’de her iki sözcük bir âyette ayrı ayrı anlamlarda kullanılmıştır.

Ra’d/ 19-24:Peki, şüphesiz Rabbinden sana indirilenin gerçek olduğunu bilen kimse, kör olan kimse gibi midir? Şüphesiz ancak kavrama yetenekleri olan kişiler;

  • Allah’a verdiği sözleri yerine getiren ve antlaşmayı bozmayan,

  • Allah’ın birleştirilmesini istediği şeyi; iman ve ameli birleştiren,

  • ( ve yehşevne rabbehüm) Rablerine saygıyla, sevgiyle, bilgiyle ürperti duyan ve hesabın kötülüğünden (yehâfüne) korkan kişiler,

  • Rablerinin rızasını kazanmak arzusuyla sabretmiş,

  • Salâtı ikame etmiş [mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olma; toplumu aydınlatma kurumları oluşturmuş, ayakta tutmuş],

  • Kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açık Allah yolunda harcamış

  • Ve çirkinlikleri güzelliklerle ortadan kaldıran kişiler öğüt alıp düşünürler.

İşte onlar, bu yurdun âkıbeti; adn cennetleri kendilerinin olanlardır. Onlar, atalarından, eşlerinden ve soylarından sâlih olanlar Adn cennetlerine gireceklerdir. Görevli güçler/ haberci âyetler de her kapıdan yanlarına girerler: “Sabretmiş olduğunuz şeylere karşılık size selâm olsun! Bu yurdun sonu ne güzeldir!”

Basit korku (havf) duygusu fıtraten herkeste var olmasına rağmen “haşyet” herkeste olmaz. Basit korkuya (havf) kapılan kişi korktuğundan uzak durmaya çalışır. Mesela: Ateşten korkan ateşin yanına yaklaşmaz. Hastalıktan korkan hasta olmamak için gerekli tedbiri alır. Cehennemden korkan isyan etmez. Düşmanından korkan, vahşi hayvandan korkan onlarla karşılaşmamaya, yaklaşmamaya gayret eder. Kesinlikle korktuklarının karşısına çıkmaz. Ama haşyet sahibi öyle değildir. O, haşyet duyduğuyla hep beraber olmayı arzular. Ondan uzak kalmaktan korkar. Ona derin bir sevgi ve saygı duyar. Onun darılmaması, gücenmemesi için gayret eder. Daima hayran olduğuna kendisini sevdirmeye, beğendirmeye çalışır.

Haşyet, havf gibi fıtrî bir duygu değildir. Haşyet duygusu sonradan oluşur. Bilgi ve idrake dayanır. Bilgi ve idrak ile doğru orantılıdır.

Fâtır/ 28:İnsanlardan, diğer canlı varlıklardan ve davarlardan da böyle türlü türlü renkte olanlar vardır. Kulları arasında Allah’tan ancak bilginler saygıyla, sevgiyle, bilgiyle ürperirler. Hiç şüphesiz Allah çok güçlüdür, çok bağışlayıcıdır.

Âyette kasr vardır. Ancak bilgi sahipleri Allah’a karşı haşyet duygusuna sahip olurlar. Onlar bilgileri aracılığıyla Allah’ı bilgisizlerden daha iyi tanır ve idrak ederler. Onun gücü karşısında sonsuz bir hayranlık ve saygı duyarlar. Atomun içini; nötron, elektron, kuantum vs.  gören bir fizik bilgini, Maddenin yapısındaki akıl almaz incelikleri bilen kimyacı ve hücrelerin DNA, RNA vs.sini bilen bir biyolog ve tüm evreni incelemeye çalışırken sonsuz ahenkleri keşfeden astronomi ve astrofizik uzmanı ile sıradan bir kimsenin Allah’ı idraki ve Allah’a karşı duyduğu saygı ve hayranlık aynı değildir.

İşte Allah’ın sonsuz gücünü ve programını (Rabb olma özelliğini) gören ve bilen bilginler Allah’tan uzak kalmaktan, ona saygısızlık etmekten korkarlar (haşyet duyarlar).

Allah’a  saygı ve hayranlıkta Rasüller ön plandadır. Zira onların da Allah’ı tanıma ve idrakleri başkalarının tanımasından daha ileri düzeydedir.

Ahzab/ 39:Allah’ın kendisine farz kıldığı şeyde Peygamber üzerine, daha önce gelip geçen kimselerde; Allah’ın verdiği elçilik görevini tebliğ eden, O’na saygıyla, sevgiyle, bilgiyle ürperti duyan ve Allah’tan başka kimseye saygıyla, sevgiyle, bilgiyle ürperti duymayan kimselerle ilgili Allah’ın uygulaması olarak bir güçlük yoktur. Allah’ın emri, ayarlanmış, belirlenmiş bir kaderdir. Hesap görücü olarak Allah yeter.

Mü’minun/ 57:Şüphesiz Rablerine duydukları derin hayranlık ve saygı sonucu O’ndan uzaklaşma korkusundan tir tir titreyen şu kimseler, Rablerinin âyetlerine inanan kimseler, Rablerine ortak tanımayan kimseler, şüphesiz kendileri, Rablerine dönecekler diye verdiklerini kalpleri ürpererek veren kimseler; işte onlar, iyiliklerde yarışanlardır ve iyilikler için önde gidenlerdir.

Enbiya/ 26-28: Ve onlar: “Rahmân [yarattığı bütün canlılara dünyada çokça merhamet eden Allah], çocuk edindi” dediler. Rahmân, bundan arınıktır. Aksine onlar armağanlar verilmiş kullardır. Onlar, O’nun sözünün önüne geçemezler; onlar, yalnız O’nun emriyle iş yaparlar. O, Rahmân’ın çocukları saydıkları şeylerin önlerinde olanı ve arkalarında olanı bilir. Ve onlar, O’nun hoşnut olduğu kimselerden başkasına yardımda/destekte bulunmazlar. Bununla birlikte onlar O’na duydukları derin saygı ve sevgiden dolayı ondan uzaklaşma korkusundan tir tir titrerler.

İşte İslam’daki Allah korkusu bu haşyet duygusudur, sıradan korku değildir.

Haşyet konusu ile ilgili olarak, Yasin suresi âyet 11, Naziat suresi âyet 45, Ta Ha suresi âyet 3, 44, A’lâ suresi âyet 10, Enbiya suresi âyet 49, Fatır suresi âyet 18, Kâf suresi âyet 33, Maide suresi âyet 44, 52, Tevbe suresi âyet 18, Nur suresi âyet 52, Beyyine suresi âyet 8, Zümer suresi âyet 23, Ahzab suresi âyet 37, Bakara suresi âyet 74 ve Haşr suresi âyet 21’e de bakılabilir.

Hakikate ulaşabilme duasıyla..

CUMA NAMAZI ÜZERİNE

Ocak 21, 2019

İNANDIM DEMEK YETERLİ Mİ?

Ocak 21, 2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir