Ramazan Bitti. Peki ya kulluğumuz ?

Ramazan Bitti. Peki ya kulluğumuz ?

Ramazan Bitti. Peki ya kulluğumuz ?

June 25, 2017

|

Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU

Bizi bir kez daha rahmet kapılarının sonuna kadar açıldığı Ramazan ayına ve akabinde ümmetin sünneti olarak addedebileceğimiz Ramazan Bayramı’na kavuşturan Rabbimize tüm zerrelerimizce hamdolsun.

Evet bugün bayram.

Hayat, hiç ara vermeden devam ediyor ve zaman, belirlenmiş ecele doğru hızlı bir şekilde akıyor. Allah’a olan kulluğumuzun da ebediyete uzanan bu çizgide sürekli devam etmesi gerekiyor.

Kur’an-ı Kerim’de Allah (c.c): “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.”(Zâriyat,56) buyurarak yaratılışımızın ve hayatımızın gayesini belirtiyor.

Kulluk, devamlılık ister, onda kesinti olmamalıdır.

Dünyalık işlerimizde kullandığımız tatil, izin, istirahat gibi unsurlar Allah’a kullukta geçerli değildir. Kullukta, şartlara göre özel kurallar ve ruhsatlar olabilir sadece.

Bu noktadan baktığınızda insan, ergenlik çağından ruhunu teslim edinceye kadar Allah’a kulluk yapmakla mükelleftir. İbadet ve iyiliklerde devamlılık, Rabbin rızasına kavuşmanın en önemli anahtarıdır. Bu sebeple salih amelleri ısrarla devam ettirmeli ve hayırlarda yarışmaya gayret göstermeliyiz.

Güneş ben bir gün doğmayacağım diyebilir mi?

Gece hayır Yarabbi ben bugün kararmak istemiyorum diyebilir mi?

Peki ya Yaz mevsimi Hayır Yarabbi ben bu sene ısıtmayacağım,

Kış mevsimi bu sene canım hiç üşütmek istemiyor dese aklınız alır mı?

Almıyor değil mi?

Çünkü kainatta insan dışında her şey sistematik bir düzen içinde kendi işini salise şaşmaksızın yapmakla mükellef kılınmış ve adeta programlanmıştır.

İyi de ya bizler ?

İliklerimize kadar yaşadığımız bu güzelim ayda elde ettiğimiz kazanımları neden sadece bu aya mahsusmuş gibi yaşarız? Mağfireti bol Mevlamız “Sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibadet et.”(Hicr 99) emriyle kulluğun, ömürlük olduğunu bildirmiyor mu?

Ramazan-ı Şerif’te dinî şuur kazanmış insan, Müslümanlığını Ramazan ayı ile sınırlayabilir mi?

Ramazan ayından sonra gömlek çıkarır gibi dinî hayatı çıkarıp da eski gaflet gömleğini giymeye yönelebilir mi?

En büyük kayıp, Allah Teâlâ’nın bütün kullarının mağfirete kavuşmaları için rahmetini sağanak gibi yağdırdığı bu ayda, hiçbir şeye kavuşamamaktır. En büyük zarar da Ramazan ayında kazanılan sevap ve güzelliklerin, sonrasında kaybedilmesidir.

Ramazan’da nasıl ki öncelikle Rabbin rızasına matlup olma ve akabinde ise cennet özlemiyle ibadetlerimizi artırıyorsak diğer on bir ayda da aynı özlem içinde olmamız gerekir. Nasıl ki Ramazan’da cehennemden kurtulabilmenin yollarını arıyorsak diğer on bir ayda da aynı çabanın içerisinde olmamız gerekir.

Allah Teâlâ kulluktaki sürekliliği ve bunun mükâfatını bizlere şu şekilde bildirir:

“Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mü’min erkekler ve mü’min kadınlar, taata devam eden erkekler ve taata devam eden kadınlar, doğru erkekler ve doğru kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, mütevazı erkekler ve mütevazı kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah’ı çok zikreden erkekler ve Allah’ı çok zikreden kadınlar var ya; işte Allah, bunlar için bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.”[Ahzab,35]

Nasıl ki Rabbimizin bizlere ihsan ettiği el, ayak, göz, kulak gibi nimetlerden sadece Ramazan ayında istifade etmiyor, onları ömür boyu kullanıyorsak Allah Teâlâ’nın emirlerine olan itaatimiz ve yasaklarından kaçınmamız da sadece Ramazan ayına mahsus kalmamalı, son nefese kadar sürmeli değil midir?

Ne mi söylüyorum?

Kulluğa engel olan şeylerin üstesinden irademizle geliriz. Uydurduğumuz mazeretleri Allah’ın yardımıyla yine kendimiz imha edebiliriz. Bir ay yapabildiğimiz bu güzellikleri, diğer aylarda sürdürememenin kendimizce bile kabul edilebilir bir bahanesi yoktur.

Ramazan’ı ay olarak bitirebiliriz ama onun aşkını ve heyecanını bitirmemeliyiz. Ramazan’a veda ederken mü’min, asla ibadete ve itaate veda etmez. Bilakis hayırlarını devam ettirebilmek için Rabbi ile ahdini daha da sağlamlaştırmaya ve yaratıcısıyla bağını kuvvetlendirmeye çalışır.

Allah ile ahitlerini bozan ve bayram namazıyla mescitleri terk edenler ne kötü insanlardır! Çünkü bu anlayışla din, sadece bir aya ve hatta bir ibadete sıkıştırılmış olur. Çünkü İslam bir tapınak dini değil hayatın içinde akıp giden bir hayat dinidir.

Ramazan’da nefsini ıslah edip güzel bir hayat tarzı kazanan mü’minler olarak, bu durumumuzu muhafaza etmeli, bütün ömrümüz boyunca güzel ameller işleme gayreti içinde olmalıyız. Gerçek şu ki; ebedi kurtuluş ve saadet, Allah’a, Kur’an’a ve Rasûlü’ne iman edip hayatını bu yolda geçiren kimselerindir.

Yanisi mi?

Ramazan ayı hayatı nasıl yaşayacağımıza dair bir sahnedir sadece.

Aç kalarak açların halinden anlamayı, susuz kalarak kainatta verilen en büyük nimetlerden birinin su olduğunu, nefsin nasıl tezkiye edileceğini, insanın yeme ve içme olmadan ne kadar aciz ve zavallı bir varlık olduğunu hatırlatan bir sahne.

Yani Allah -haşa- egosunu tatmin etmek için kullarını aç ve susuz bırakıyor değildir. Orucun gayesi ayrı bir yazı konusu olsa da biz açlık, susuzluk ve çaresizliğin ne olduğunu 1 ay boyunca yaşadığımız halde halen insanlar yoksul, çaresiz, aç, kimsesiz ise bizim oruç anlayışımızda bir sıkıntı vardır.

Zira ısrarla haykırdığım gibi Medine’ye ilk adım attığında herkesin kendisini görebileceği yüksek bir taşın üzerine çıkarak “Kunu ya İbadallahi ihvana” ( Ey Allah’ın kulları kardeş olunuz” diyen Nebevi ikaz bugün yeniden dünyaya dönse ilk soracağı soru ; “8 milyarlık dünyada 1,5 milyar insan hangi suçundan dolayı aç?” olurdu.

Ezici bir çoğunluğun sadece açlık ve susuzluk olarak adettiği Ramazan ayının asıl gayelerinden biri yeryüzünden yoksulluğu, açlığı, yetimliği yok etmektir. Zira Allah’ın istediği cennet ilkin bu dünyada kurulur.

Çünkü,

📌 Cennet, her şeyden önce kardeşlik demektir.

📌 Paylaşım, bölüşüm, sevgi, merhamet, adalet, eşitlik, doğruluk, dürüstlük, özgürlük demektir…

📌 Sonradan ortaya çıkan bütün ayrılıkların gayrılıkların sona ermesi,

📌 “Takva” elbisesi dışında bütün elbiselerin çıkarılması,

📌“Erdem” dışında bütün rütbelerin sökülmesi,

📌“İnsan” dışında bütün renklerin, ırkların, kabilelerin, dillerin anlamsızlaşması,

📌“Bölüşmek” dışında bütün sahiplenmelerin ortadan kalkması,

📌“Sevgi” dışında bütün hislerin bayağılaşması,

📌“Hakk” (gerçek ve adalet) dışında bütün otoritelerin yok olması demektir…

Bu vb kavramlar için mücadele etmeyen(lerin) cennet beklentisi sadece bir ütopyadan ibarettir.

Sadece kendi nefsimize yönelerek başkalarını “ötekileştirme” yoluyla elde edeceğimiz kazanımlar etrafımıza rahmet, merhamet, şefkat, adalet dağıtmıyorsa ve geçirdiğimiz Ramazan ayı bize bu kazanımları sağlamıyorsasadece midemize oruç tutturmuşuz demektir.

Bir mektep olarak addedebileceğimiz Ramazan ayındaki kazanımları, ihlası, takvayı, itikadi ve teslimiyeti hayatın akışına salmamız gerekiyor. Kainatta hiçbir varlığın kendisine yüklenen görev ve sorumlulukları HAYIR YAPMIYORUM demek gibi bir lüksü yokken bu güzelim dini sadece 1 ay yaşamak gibi bir lüksümüz bulunmuyor. Elimiz, ayağımız, gözümüz, kulağımız vel hasıl-ı kelam tüm organlarımız nasıl ki yaşadığımız sürece bize hizmet etmekle mükellef ise aynı mükellefiyet kullukta da söz konusudur.

Vallahi ÖLÜM var…

Ondan kurtuluş yok…

Vallahi HESAP var…

Ondan kurtuluş yok.

Vallahi KIYAMET var…

Ondan kurtuluş yok…

Vallahi MİZAN var…

Ondan kurtuluş yok…

“Din güzel ahlaktır” düsturunu şiar edinerek kul olmanın, insan olmanın şuuru ile bize hibe edildiğini sandığımız emanetlerin hakkını eda etmenin ve zamanı geldiğinde bu emanetleri nasıl kullandığımızın hesabını vereceğimizin ve iade edeceğimizin bilinciyle yaşamak ; bunu kal (söz) ile değil hal (davranış) ile aile efradımızdan başlayarak ilkin yakın çevremizden akabinde de ulaşabildiğimiz tüm insanlık alemine yaymak zorundayız.

Bu ayda okuduğumuz Kur’an-ı Kerim’i günlük istisnasız en az 2 saat okumayı alışkanlık haline getirmeli ve öğrendiklerimizi hayata tatbik etme çabasında olmalı,

Malımızı temizleyen infak, sadaka ve yardımlaşmayı bir yaşam tarzı haline getirmeli;

Bize sunulan nimetler içinde ihtiyacımız dışındaki her şeyden hesaba çekileceğimiz konusunu unutmamalı,

Ağzımıza aldığımız her lokmada, israf ettiğimiz her damla suda, fazladan aldığımız her giyside, beğenmeyip dolaba attığımız her ayakkabıda, günlük çöpe attığımız 7 milyon ton ekmekte fakirin, fukaranın,yetimin, düşkünün hakkı olduğunu unutmamalı,

Aylık kazancımızın ihtiyaç dışında kalan bölümü ile yetimlerden başlayarak infak etmeyi bir yaşam tarzı haline getirmeli,

Her anı ve saniyesi canlı yayında olan ve kayıt edilen bu emanet yaşam içinde tüm bunların hesabını verebilecek şuur ve bilince ermeliyiz.

Aile efradımızdan başlayarak her şeyi Allah’a havale etmek yerine O’nun görevlendirdiği bir kul olduğumuzun bilinci ile tüm olumsuzlukları gidermek adına canla başla mücadele etmeli, kötülüğün kanser gibi yayıldığı bu çağda “iyilik” iddiasında isek “pasif iyilikten” aktif iyiliğe” adım atmalıyız.

Herşeyin 1 ile başladığı gerçeğinden yola çıkarak yetemediğimiz zamanlarda küçücük bir sivrisineğin koca cüssemize 1 gece boyunca nasıl eza ettiğini anımsamalı, “her zorlukla bir kolaylık olduğu” müjdesini yol haritası edinerek bize yüklenemeyeceğimiz yükün ASLA yüklenmediğini anlamalı ve bu yaşamda hoş bir sada bırakma gayretini son nefesimize kadar sürdürmeli ve “Sen O’ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön!” (Fecr 28 ) müjdesi ile her anımızı bayrama dönüştürmeliyiz…

Rabbe kul, Hz Muhammed Mustafa(sav) ‘ya ümmet ve insana hizmetkar olabilme duasıyla.

KUL HAKKI AFFEDİLMEZ Mİ?

Ocak 9, 2019

ANLAMADAN OKUNAN KUR’AN’LA ORTAYA ÇIKAN FELAKET

Ocak 9, 2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir