VAR MI CEVABI OLAN?

VAR MI CEVABI OLAN?

VAR MI CEVABI OLAN?

Herkes dindar, fakat dinin içi boşalmış. Dindarlığın için boşalmış, tamamen gösteriye, şova dönük bir dindarlık. Dindarız ama dinin muamelat kısmını rafa kaldırmışız.

Yani dindarlığımızın dini boyutu eksik…

Mesela, kutsal geceler(?) büyük bir şaşa ile kutlanır. O geceyi kutlayınca insanlar bir sonraki geceye kadar kendini özgür zannederler. Cumadan cumaya, bayramdan bayrama namaz kıldım mı bu bana yeter.

Halbuki bu toplumda adaletsizlik var, zulüm var, haksızlık var.

Ahlaki bakımdan bir çöküntü hali yaşıyoruz. Ahlak sadece çıplaklıktan, kadının, insanın bedeninden ibaret değildir. Trafikte, alışverişte ne kadar ahlaklıdır? Kaynak dağıtımında, statülerin dağıtılmasında ne kadar ahlakidir? Bu kavramlara bakılmadıkça kimse düzelme beklemesin. Bu dinin amacı ahlaktır. “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” diyor Peygamberimiz.

Aile dağılmış vaziyette ki evlerdeki tv ler sanal ortam buna adeta çanak tutuyor.

Ama dindarız ve din şimdi güya el üstünde tutuluyor.

Fakat bu din adalet sağlamıyor, ahlakilik, dürüstlük sağlamıyor. Birlik, vahdet sağlamıyor, özgürlük getirmiyor.

Bu toplum ne kadar adildir? Bunu da iki kategoride düşünüyorum. Biri cezai adalet, yani her hak sahibi hakkını alabiliyor mu, mahkemeler adaleti tesis ediyor mu? İkincisi de sosyal adalet. Gelir eşitsizliği ne kadar giderildi, yoksulluk ne kadar önlendi? Zengin ile fakir arasındaki mesafe ne kadar kapatıldı? Yoksa açıldıkça açılıyor mu? Kaynaklar eşitsizce mi dağıtılıyor?

Maalesef, içi boşaltılmış, gösteriye dönük, tüketim toplumuna da son derece uygun bir din pazarlanıyor. Eğer tekrar dinin özüne, kaynağına dönüp bu gidişin önüne geçemeyecek olursak, o zaman içi boşalmış dindarlara bakıp, dinden çıkanlar olacak. Ve çıkıyorlar da. Bu çok büyük bir tehlike.

İslam coğrafyasında kan, savaş, zulüm var. Kur’ansızlığın ıstırabı yaşanıyor.

Kur’an-ı Kerim bir şifre veya fal kitabı değildir. Ondan hareketle gayb veya gelecekte vuku bulacak olaylar kestirilemez. O, El Alim olan Allah’tan bir vahiydir. Ama bir bilim kitabı değildir. Bir hidayet ve hayat kitabıdır.

Bir diğer yanılgı, Kur’an’ın 1400 yıldır anlaşılmadığı iddiasıdır. Bu bizi bugüne kadar anlaşılmamış bir kitap iddiasına götürür. Sahabe, tabiin, tebe-i tabiin; muhaddisler, fakihler, müfessirler, Sufiler, Emeviler, Endülüs, Selçuklu, Osmanlı anlamadı, biz 21. yüzyılda anlamaya başladık… Bu doğru bir yaklaşım değil.

Tarihte ümmet Kur’anı anladı ve anladığı kadarıyla hayatına tatbik etti. Ne zaman ona sıkı sıkıya bağlandı, büyük inkişaflar ve medeniyetler kurdu. Ne zaman ki ondan koptu, tereddi etti.

Zihinsel ve ahlaki olarak İslam dünyasının Kur’an ile tekrar ayağa kalkması lazım.

Artık din bir referans değil. Bundan önce politik, sosyolojik, iktisadi adalet için, ahlaki hamle için bir referanstı. Şu anda maalesef İslamiyet referans olmaktan çıktı.

Geçen yüzyılda nasıl pozitivizm bir gelişme gösteriyor idiyse şu anda gençler arasında ateizm, materyalizm ve nihilizme doğru kayış var. Çünkü insanlar gündelik pratiklere bakıp “bu din, nasıl bu kadar adaletsizliğe, vicdansızlığa referans olabiliyor?” veyahut da “Yüzde 99’u Müslüman olan bir ülkede nasıl bu kadar adaletsizlik olabilir?” diye soruyorlar. Sonra şöyle düşünüyorlar, ‘Dinde bulabileceğimiz bir şey yok. Çünkü din iyi bir şey olsaydı, insanlarda tezahür ederdi.’

Tek sıkıntımız Kur’ansızlık…Kur’ansızlık…Kur’ansızlık…

HİÇ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ?

Ocak 4, 2019

BİZE KIRGIN MISIN YA RESULALLAH?

Ocak 4, 2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir